loading...
   
  dini
  VAAZLARIM
 

GENÇLİĞİMİZİN CAN DÜŞMANI

 

Uyuşturucu - Sigara - Alkol

 

 "Akıl en büyük nimettir - İçki bütün kötülüklerin anasıdır. Uyuşturucu insanlığın felaketidir." özdeyişleri bugün dünyanın, özellikle de dünya gençliğinin en büyük problemi haline gelen uyuşturucu ve alkol bağımlılığı ve onunla yapılan mücadelenin en güzel özetidir.

 

İnsan aklı sayesinde üretir, geliştirir, tüketir ve hatta yaşamını sürdürür. Aklın muhafazası bütün ilahi dinlerin ve birçok beşeri dinlerin ortak amaçlarından biridir.

 

Devletlerin hemen hepsinde vatandaşa karşı bizzat devletin onun aklının, sıhhatinin, korunması görevi kabul edilmiştir. Anayasanın 58. Maddesi devletimize bu görevi yüklemektedir.

 

Ülkelerin böylesi önemli bir değeri korumada zaafa düşmemeleri için, kendi içlerindeki kamu ve özel kuruluşların yanı sıra devletler arası bazı kuruluşlar ve anlaşmalar yaptığı da globalleşen, sınırların sanal, günümüz dünyasında yaşanan gerçeklerdir.

 

Dünyada yıllardan beri büyük mali kaynaklar ayrılarak gençlerin böylesi bir belaya düşmesi ve düşenlerin kurtulması için milyonlarca dolar harcanırken alkol ve uyuşturucu bağımlısı da hızla artmaya devam etmektedir.

 

Türkiye'ye baktığımızda dünyadaki durumun çok daha ötesinde artışlar her yıl katlamalı olarak büyümektedir.

 

Türkiye bir çok açıdan ne yazık ki şanssız bir durumdadır. Her gün ülkemizden tonlarca uyuşturucu sevkiyatı yapılmakta, buna paralel olarak da uyuşturucu ve alkoliklerin oranı ve sayısı her geçen gün artmaktadır. Gün geçmiyor ki medya'da uyuşturucudan parkta ölü bulunan bir gencimizi alkolü fazla kaçırıp trafiği birbirine katan bir şoförün traji komik hali veya alkol yada uyuşturucu bağımlısı bir gencin hunharca işlediği bir cinayet karşımıza çıkmasın.

 

Nüfusunun %70 inin genç kabul edildiği bir ülke uyuşturucu sektörü için en cazip pazardır. Hele o ülkede büyük şehirlere göç varsa, işsizlik hat safhada, gelir adaletsizliği uçurum halini almış, manevi değerler her gün biraz daha yok edilmeye çalışılıyor, başta medya olmak üzere her türlü araçla gençlik adeta bir vampir gibi her şeyi tüketmeye, harcamaya, sınırsız özgürlüğe teşvik ediliyorsa, buna birde eğitim düzeyi ve kalitesi düşük, hukuki mücadele yetersiz ise durum daha da vahim olmaktadır. İşte Türkiye maalesef yukarıda ifade ettiğimiz sendromun eşiğinde, hatta içindedir.

 

Peki nedir bu uyuşturucu! Kim üretir, kim alır! Kim satar! İnsanlar neden uyuşturucu, alkol bağımlısı olur. Bağımlı olmamak neden teşvik edilir de uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele edilir! Ne kadar gencimiz bu belaların girdabında, hangi hain eller gençliğimizi hangi tuzaklarla, bu bataklığa çekiyor, suçlular kim? Biz ne yapabiliriz, çözüm ne! Ne, neden, niçin, nasıl... Sorular... Sorular... Sorular!..

 

İşte daha birçok sorun'un, ve soru'nun, cevabı ve çözümünün bu çalışmada;başta anne-babalar,okullar, hükümet yetkilileri, olmak üzere konu ile ilgilenen sivil toplum örgütleri, medya kısaca kamuoyuna gençliğimize bir nebze faydalı oluruz ümidiyle sunuyoruz. Her şey sağlıklı bir nesil için.

 

I. BÖLÜM

A.        TANIMI VE ÇEŞİTLERİ

1. Uyuşturucu;

İnsanın bilincini bozan, fiziksel ve psikolojik dengesizliklere yol açan başta kendisi olmak üzere, çevresi, zaman, mekan konusunda yanlış duyum ve tepkilere sevk eden, sürekli artan dozda kullanıma zorlayan, bağımlıları kullanılmadığı zamanlarda; sıkıntı, ağrı ve ızdırap veren; uyarıcı ve uyuşturucu niteliği olan tüm maddelere denir. Uyuşturucular ilaç sanayinin en önemli hammaddesi oldukları kadar, gençlerin en büyük düşmanı halini de almıştır. Burada uçucu diye adlandırılan çeşitli maddeleri de uyuşturucular arasında sayabiliriz.

 

2. Uyuşturucu Çeşitleri:

a. Uçucu Madde:

içerisinde tıpkı uyuşturucularda olduğu gibi koklandığında insanın bilincini, sinir sistemini tahrip eden, uyuşturan, kimyasal maddeler ihtiva eden, günlük hayatta işyeri ve evlerimizde kullandığımız yapıştırıcı, sprey vb. maddelere denir.

 

b. Esrar:

Uyuşturucular arasında en çok kullanılanıdır. Kenevirden elde edilir. Kahverengi, preslenmiş kalıplar halinde satılır. Genelde sigaraya sarılarak içilir. Gençler arasında esrarın diğer isimleri: Aşk otu, temcit pilavı, ot, kına, yeşilliktir. İçildiğinde direkt beyni etkiliyor. Genç 3 saatliğine kendinden geçiyor. Etkisi geçince bir bitkinlik, isteksizlik, uyuşukluk, cinsel iktidarsızlık ile kendisini hissettirir. Ruhsal bağımlılık meydana getirir. Uzun süre kullanımı akciğer kanseri ve bronşite yol açar. Esrarkeş onu bulabilmek için fuhuş, hırsızlık, gasp gibi bilumum adi suçlara tevessül ederler. Bulamadıklarında genel de kendilerini yerden yere atarak tepki gösterirler. Diğer uyuşturuculara başlamada ilk basamak olmaktadır.

 

c. Eroin:

Açık kahverengi ve toz şeklindedir. Afyondan elde edilir. En sık kullanım yolu burundan enfiye yoluyla çekmedir. Kaşık içinde kaynatılıp enjektör yolu ile damardan direkt kana katılarak, 1 en geç 2 hafta içinde bağımlılık oluşturur. Bağımlılık potansiyeli çok yüksektir. Her içiş bir öncekinden daha fazla eroin isteği mahkûmiyetin ispatıdır. Eroin kullanana Eroinman denir Eroin kullanıldığı anda hareket ve konuşmada yavaşlama, rahatlama, durgunluk, vücutta bir ateş, yüzde bir kırmızılık gözbebeklerinde küçülmeye neden olur. Etkisi 6 - 8 saat sürer. Bundan sonra dayanılmaz kas ağrıları, kramplar, uykusuzluk, gözlerde yaşarma, burunda akıntı ve ishale sebep olur. Alemdeki argo isimleri: Peynir, beyaz, kar, sır, soğan, toz, süprüntü. En önemli tehlikesi enjeksiyon yoluyla da alınması sebebiyle AİDS, Hepatit B gibi virüslerin bulaşmasıdır.

 

d. Kokain:

Görünüşü ince kristal şekere benzer. Güney Afrika da yetişen koka adlı bitkinin yapraklarından elde ediliyor. Toz halindeyken burundan çekilir, bunun yanında başka maddelerle karıştırılarak damardan alınır. Uyuşturucular arasında en çabuk bağımlılık yapan kokaindir. Kullanım sonrası etkisi en kısa sürende olur. Bir kez kullanımda bağımlılık yapar, 1 saat içinde etkisi geçer, yeni isteğe yol açar. Kokain içen kişi 10 saniyede etkilenir, göz bebekleri anında büyür, kan basıcı, vücut sıcaklığı, kalbin atış hızı yükselir, sinir sistemi etkilenir ve duyarsız hale gelir. Özellikle kirli ekipmanlarla şırınga edilerek alınması AİDS başta olmak üzere kan yolu ile bulaşan pek çok hastalığa neden olmaktadır. Etkisi geçtikten 15 - 16 sonra ruhsal çöküntü, aşırı uyku, huzursuzluk, mutsuzluk, güçsüzlük, burun kanaması, beyin damarlarında tıkanma, beyin kanaması, iktidarsızlık ve migren tipi ağrılar kokainin insana yaptığı tahribatlardan bazılarıdır.

 

e. Ecstasy:

Bir nevi doping etkili tablet ve kapsüllerdir. Bazılarının üzerinde kalp, pembe panter, kuş gibi resimler vardır. Kullandıktan sonra sahte bir enerji fazlalaşması, algılamada artış, karşı cinse karşı istek uyanışına neden olur. Ecstasy etkisi altında iken özellikle araba kullanma başta olmak üzere, iş aleti, makine kullanma son derece tehlikelidir. Ayrıca kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyona sebep olur. Yüksek tansiyon ve sara hastalığı olanlar için çok daha büyük risklere sebep olmaktadır. 20 dakikada etkisini gösterir, 3 saat sürer. Ecstasy kullanıcıları aşırı kıskanç ve kuşkucu olurlar. Gençler arasında; kapsül veya ilaç adlarıyla anılırlar.

 

f.  Amfetaminler:

Hap veya beyaz toz halinde bulunurlar. İlaç gibi ağızdan alınır. Toz halinde olanlarda burundan çekerek kullanılırlar. Ülkemizde uyarıcı ve zihin açıcı olarak kullanılmaktadırlar. Sınavlara hazırlanan gençler veya uzun yola giden şoförler sıklıkla bu tür ilaçlara tevessül ederler. Başlangıçta suni bir aktivite sağlayan anfetaminler insan bünyesinde şizofreni başta olmak üzere; beyin, damar hastalıklarına, hipertansiyon ve istemik kolisite (bağırsakların oksijensiz kalması) gibi hastalıklara sebep olmaktadır.

 

Bu çalışmamızda ağırlık uyuşturucuya verilmiştir. Ancak alkol ve sigara bağımlığı; uyuşturucu bağımlılığından birbirleri içine girift ilişkiler sebebiyle ayrı düşüneceğiz. Yani bir uyuşturucu bağımlısı aynı zamanda alkol bağımlısı, bunun yanında sigarada içiyor. Buna mukabil alkoliklerin bir çoğu uyuşturucu ve sigarada kullanmaktadır. Hatta konu sadece alkol ve sigara ile de kalmamakta fuhuş, mafya, hırsızlık, gasp gibi tali hastalıkları da içermektedir. Bu sebeplerden dolayı zaman zaman özelliklede anketlere dayalı verilerde alkol ve sigara bağımlılarını da tanıtmaya gayret ettik. Buna rağmen alkol ve sigaranın tanımlanması ve çeşitlerine gerek duymuyoruz. Alkol den maksadımız sarhoşluk veren her türlü içecek; sigaradan anlatmak istediğimizde nikotin ihtiva eden her türlü tütün ve tütün mamulüdür.

 

Her iki bağımlılıkla ilgili geniş bilgi ve çözüm önerileri 2.bölümde izah edilmiştir.

 

 

 

B.        UYUŞTURUCUNUN TARİHÇESİ

İnsanlığın doğuşuyla; sıkıntılar, açmazlar, çatışmaların miladı da ortaya çıkmıştır. Problemlerin altında ezilen insan, kendini adeta uyuşturma yoluyla avutuyor. Başlangıçta tabiatta bulunan uyuşturucu hammaddelerinin kullanılması olarak başlayan bağımlılıklar, teknolojinin ilerlemesiyle çeşitlilik ve rakamsal artışlarla birlikte her geçen gün artan insanlığın, felaket sonunu hazırlar duruma gelmiştir.

 

Çeşitli tarih kaynaklarında MÖ 8.yy'da Asurlu’ların günahlardan ve sıkıntılardan kurtulmak için esrar kullandığı ifade edilmektedir. Yine İnka’lar kokainin ham maddesi olan koka bitkisinin yapraklarının kendilerine neşelenmek, talihsizliklerini unutmak, şişmanlamak ve açlığı gidermek için bir ilah tarafından hediye olarak gönderildiğine inanırlar. İslam tarihinde ise Hasan Sabbah'ın fedailerini cennete yaşatma ve tam teslimiyet ameliyesine tıpkı günümüzde PKK'nın uyuşturucu ile militanlarını robotlaştırması gibi uyuşturduğu bu anlamda iyi bir örnektir.

 

İnsanlık yaşadığı sürece uyuşturucuda olacaktır. Ancak problemin boyutu toplumun manevi dinamiklerinin, eğitiminin gücü ile ters orantılı olarak zaman zaman günümüzdeki olduğu gibi artacak, zaman zaman da azalacaktır.

 

 

 

C.        DÜNYA UYUŞTURUCU TRAFİĞİ VE TÜRKİYE'NİN GÜZERGAHTAKİ YERİ

Bugün uyuşturucu haritası çıkartılmak istense yeni bir haritaya gerek yok; zira uyuşturucu bir ağ gibi bütün dünyayı sarmış durumdadır.

 

Devletin hazırlattığı birçok raporda bizi yakından ilgilendiren 4 adet uyuşturucu güzergahı mevcuttur.

 

I. Güzergah: İran dan Türkiye'ye gelen uyuşturucu İstanbul yolu ile Doğu Avrupa'ya, İzmir yolu ile de Akdeniz’e ulaşmaktadır.

 

II. Güzergah: İran dan Kuzey Irak. Suriye-Lübnan güzergahından Akdeniz ve Afrika'ya oradan da Avrupa'ya gitmektedir.

 

III. Güzergah: Orta Asya da üretilen uyuşturucu İran-Pakistan, Afganistan güzergahından (ki buna Altın Üçgen de denir) dünyaya yayılır.

 

IV. Güzergah: Tayland-Burma ve nihayet Laos ki bu güzergahın adı da Altın Üçgendir. Sadece Altın Üçgen güzergahından dünyaya dağıtılan haşhaş miktarı 6 bin tondur.

 

Bu güzergahlara ek olarak birkaç güzergah daha zikredebiliriz. Ancak yukarıdaki yolların dış ilişkiler politikamızla da uyuma yönelik olduğunu da ifade edebiliriz. Ayrıca dünya uyuşturucularının merkezi diye bileceğimiz Kolombiya-ABD-Libya-Almanya ve Doğu Avrupa konusunda onlarca merkez ve tali güzergahlarda vardır. Konunun batıdaki boyutu bizim için tali bir mevzu olduğu için burada girmiyoruz.

 

Yukarıda ki güzergaha baktığımızda bütün yollar aşağı, yukarı Türkiye'ye çıkmaktadır. Bu Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik konumu; doğu ile batıyı kuzeyle güneyi, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan bir geçiş yolu, bir köprü görevinden kaynaklanmaktadır. Uyuşturucu trafiği açısından Türkiye’nin şanssızlığı da buradan kaynaklanmaktadır.

 

Doğuda Van-Diyarbakır Hatay kuzeyde Ordu, Hopa, Sinop'tan giren uyuşturucu İzmir, İstanbul dan Edirne den ülkemizi terk etmektedir. Türkiye haritasını göz önüne getirirsek adeta Artvin’den İzmir’e. Hatay, Van’dan İstanbul’a bir çarpı oluşturmaktadır. Türkiye'nin bu hali bir kavşak niteliği taşımaktadır. Uyuşturucu ile mücadele konusunda, Dünyada en çok uyuşturucu yakalayan ülke olmasına rağmen yollarımızdan geçen uyuşturucunun fazlalığı sebebiyle, Türkiye görevini bi hakkın yerine getirmiş sayılmıyor.

 

Uyuşturucu ticaretinin; terörün en büyük para kaynağı olduğu, Türkiye’nin de PKK gibi bir terör belasıyla mücadele ettiği düşünüldüğünde Türkiye’nin uyuşturucuyla nasıl bir kavga içinde olduğu daha iyi anlaşılır.

 

Elbette Türkiye’nin uyuşturucu ile olan ilintisi yoldan geçen uyuşturucuyu yakalayıp, yakalayamama noktasında da değildir. Ülkemize giren uyuşturucunun tamamı dışarı çıkmamakta bir bölümü içeride dağıtılmaktadır. İşte bizim için asıl tehlikede buradadır. Yapılan araştırmalarda Van-Diyarbakır-İstanbul-İzmir-Muğla-Antalya Türkiye’nin diğer şehirlerine oranla çok yüksek çıkması sanki girişte ve çıkışta, depolar mevcutmuş ve dağıtım bu depolardan iç ve dış piyasaya yapılıyor ve dairesel olarak bu liman şehirlerimiz ve etrafında ki şehirler tehlike içinde bulunmaktadırlar izlenimi vermektedir.

 

 

 

D.        DÜNYA DA UYUŞTURUCUNUN GENEL DURUMU

İLO (uluslar arası Çalışma Örgütünün 1998’de yayımladığı rapora göre 6 milyar dünya nüfusunun 190 milyonu (yaklaşık %3)ü uyuşturucu bağımlısı BM’nin son verilerine göre ise bugün Dünyanın 200 milyonu uyuşturucu bağımlısıdır. Dünyanın her yıl 3, 3 ile 4, 1’i uyuşturucu bağımlısıdır. Bunların 8 milyonu Eroin, 43 milyonu Kokain, 140 milyonu Esrar, 9 milyonu ise diğer uyuşturucu madde kullanıyor.

 

BM uyuşturucu Kontrol programı dahilinde açıklanan Dünya Uyuşturucu raporunda ise durum daha da vahimdir.

 

DUR (Dünya Uyuşturucu Raporuna Göre)

 

Dünya nüfusunun %4, 5 yaklaşık 250 milyon uyuşturucu kullanılıyor.

 

Bunların;   50 milyonu Esrar keş

 

                   10 milyon Eroinman

 

                   15 milyon Kokainman

 

                   35 milyon Hapçı

 

                   40 milyon Diğer Uyuşturucu vs. bağımlıları

 

 

 

E.        MALİ AÇIDAN DÜNYAYA ETKİSİ

Yıllık uyuşturucu karı 1 trilyon doları aşmaktadır

 

Aynı raporda Avrupa Gençliğinin % 75’i, Hollanda Gençliğinin %90’ı uyuşturucu ve alkol bağımlısı.

 

Bu raporda Avrupa’da ki Türk gençliğinin 1990’da %7olan uyuşturucu bağımlılığı bugün %47’lere ulaşmıştır maalesef.

 

Dünya uyuşturucu piyasasında dönen para 400 milyon dolardır ki bu ilaç sanayinin iki katı, aynı zamanda 7 gelişmiş ülkenin ulusal üretiminde az gelişmiş 207 ülkenin ulusal üretiminin %75’ine denk gelmektedir. İşte bu kadar büyük para adeta serseri mayın gibi tehlike arz etmektedir. Bu 25 katrilyon Dünya terörizminin finans kaynağıdır. Mafyanın sebebi hayatıdır. Bu örgütler sadece uyuşturucu taşıyıcısı olarak kalmamaktadırlar, artık potansiyeli geliştirmek, sayısını arttırmak için elemanlar görevlendirmiş ve bu elemanlar yan kuruluşlarıyla ve tuzaklarla gençliği uyuşturucu ağına düşürüp sömürmektedir. İşte dünyada gençlerin can düşmanı uyuşturucu ve türevlerinin sinsi planı ve geldiği nokta maalesef bu kadar ürkütücü boyutlardadır.

 

Dünyanın her yanında uyuşturucu yan sektörünü de beraberinde oluşturmuş. Bunların başında Fuhuş, Mafya ve Terörizm gelmektedir.

 

Sağlıklı bir toplum uyuşturucu sektörü için sert bir zemindir. Özellikle manevi değerler ve sıkı aile bağları uyuşturucunun önünde en büyük engeldir. Bu gerçeği çok iyi gören uyuşturucu simsarları, önce aileyi zayıflatır, özellikle görsel medyanın da yardımı ile ahlaki yozlaşmayı teşvik eder, nefsi istek ve arzularının esiri olan gencin istekleri hiç bitmez. İşte tam bu nokta da daha sonra detaylı olarak vereceğimiz tuzaklarla tıpkı bir kanser gibi, ağ kurmuş örümcek gibi genci yörüngesine bağlar. Uyuşturucu çok para getiren ve sürekli artış gerektiren bir lüks olduğu kadar kadın ticaretinde dönen inanılmaz büyüklükte ki para da illegal işlerin akıl almaz ilişkileri için ihtiyaç duyulan para içinse cazip bir ortam halini almaktadır.

 

Uyuşturucuların bir kısmı uyarıcı olduğundan fuhuşa yönlendirir. Uyuşturucu bağımlısı gençler para bulamayınca da (özellikle bayanlar) fuhuşa malzeme olurlar.

 

Aynı şekilde uyuşturucu kullanıcıları paraya ihtiyaç duyduklarında akli muvazeneleri de kaybettikleri için kendilerine emredileni yapacak robotlar halini aldıklarında terörün senaristleri için bulunmaz bir kaynaktır. Bundan dolayıdır ki gerek piyasa paylaşımı gerekse mesleğin kendine has birtakım hususiyetleri sebebiyle mafya-terörizm ve kumar-fuhuş gibi bilumum gayri kanuni işler hep birbirleriyle ilişkili devam eder.

 

Dünyada uyuşturucunun en çok kullanıldığı Kolombiya, Arjantin, Kanada, Fransa, İngiltere ABD, İtalya, Avustralya, Pakistan gibi ülkeler aynı zamanda fuhuşun, mafyanın, terörizminin de en çok görüldüğü ülkelerdir. Bu bileşik kaplar ilişkisi Türkiye'de de böyledir. Örnek olarak ABD’de her yıl 1000’ın üzerinde kadın, işyerinde bazı sapıkça davranışların kurbanı olarak öldürülmektedir.

 

Bugün dünya gençliğinin başındaki bu felaketin boyutlarının farkındadır. Çözüm ülkenin ayrı ayrı mücadelesinin yetersiz olduğu gerçeğinden hareketle Uluslararası bazı birlikler kurulular kurarak ortak mücadele planları yapmaktadırlar.

 

Bu kuruluşlar uluslar arası bazı kuruluşların bünyesinde uyuşturucu ve alkolle mücadele birimi (Birleşmiş Milletler, İLO, UNICEF) yanında DEA (Drug Enfocement Administration) gibi bizzat konusu bu olan kuruluşlarda bulunmaktadır.

 

Özetle bu ülkeler uyuşturucuya dünyanın en büyük felaketi kabul ederek uluslar arası işbirliği ve ortak mücadele programı ve eylem planları hazırlamaktalar. Ayrıca ülkelerin yaptıkları, yapamadıkları çalışmalar ve uyuşturucu ile ilgili istatistik veriler ve çözüm önerileri üretmektedirler.

 

Örneğin;         1996’da Cenevre de toplanan Dünya Sağlık Asamblesi

 

Dünya için  I. tehlike olarak uyuşturucuyu

 

                   II. tehlike Mülteci sorunları

 

                   III. tehlike AİDS başta olmak üzere hastalık risklerini ilan etmiştir.

 

Her yıl açıklanan onlarca raporlar da Türkiye Ana hatlarıyla kullanım açısından dünyaya oranla daha az oranda ancak her yıl katlanarak büyüyen bir artış göstermektedir. Daha önce ifade ettiğimiz Dünya Uluslar arası nazarında Türkiye Alet ve Kavşak kelimeleriyle tanımlanmaktadır. Her yıl yüzlerce ton yakalanan uyuşturucuya rağmen sevkiyatın yüksekliği ve coğrafi konumu sebebiyle yeterli bulunmuyor.

 

Yine Uluslar arası raporlar Türkiye’nin bütün bu olumsuz şartlara rağmen Avrupa ve Dünyaya oranla bağımlı oranı ve sayısının düşük çıkmasını, sıkı aile bağları, manevi değerlere bağlılık olarak açıklarken; son 10 yılda eğitimde manevi eksiklik, büyük şehirlere göç ile birlikte oto kontrol sistemindeki zayıflık işsizlik ve ekonomik sebeplerden dolayı olduğunu saptamıştır.

 

İşte ana hatlarıyla uyuşturucunun Dünyada ki serüveni ve Türkiye’nin dünyadan konu ile görünümü ve imajı böyle.

 

Peki Türkiye içinde durum nasıl, biz nasılız, kendi gözümüzle nasılız?

 

2. Bölümümüzde uyuşturucunun-alkol ve sigaranın Türkiye fotoğrafını bilimsel veri ve sağlam yorumlarla vermeye devam ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

II. BÖLÜM

 

 

 

 

 

A.        TÜRKİYE'DE SİGARA, ALKOL VE UYUŞTURUCUNUN DÜNYA İLE MUKAYESELİ DURUMU

1. Sigara

Sigara yada tütün içmek tarihi tam olarak tespit edilmemiş, yaygın görüşe göre Çin’de ilk kullanılmaya başlanmıştır. Tütünün sigara biçiminde kullanılması ise 19. yy ikinci yarısında başlanmıştır. Zira bu dönem fabrikalaşma dönemidir.

 

İçerdiği nikotin sayesinde insan bünyesinde bağımlılık yapan, sigara içenler kadar çocuklar olmak üzere içmeyenlere de büyük zararlar vermektedir. Gelinen bugünkü noktada dünyada insan sağlığının en önemli sorunu olmuştur.

 

1998 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sigara bağımlılığı çocuk hastalığı olarak ilan edildi ve tüm dünyaya mücadele çağrısı yapıldı.

 

a. Sigaraya kimler neden başlar?

Yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki sigarayı bırakamayanların %90’ı ona 12-17 yaş arasında başlamış olanlardır. Peki çocukluk ya da ön ergenlik dönemi gençleri sigaraya neden başlıyor.

 

1)   En önemli sebep özentidir. Genç bu dönemde psikolojik yapısı, gelişimi sebebiyle kendisine model şahsiyetler edinir. Bu şahıslar genellikle anne-babası, ünlü sanatçılar, sporcular ve devlet adamlarından seçilir. Genç kendini onların yerine koymak ister. Bu yerde olmanın en kolay ve çekici yanı sigara içimdeki ortak görüntüdür.

 

Filmlerde sigaralı görüntülerini izlediğimiz kovboylar, yerli jönlerin görüntüleri, önemli toplantıların adeta süsü halini almış sigara görüntüleri, gençleri sigaraya sürükleyen yanlış yönlendirme faaliyetleridir. Sigaranın imaj halini aldığı siyasi liderlere sahip olan Türkiye'de her gün 3000 gencin sigaraya başlaması çok yadırganacak bir hadise olmasa gerektir.

 

2) Ailedeki sigara içenler, özellikle anne-baba çocuklar için her zaman model olmuştur.

 

3) Grup Davranışı; Özellikle 13-15 yaşları arasındaki gençler ailelerin ilgisizliğinin de etkisinde 8'li 10'lu gruplar oluştururlar. Bu grubun şahsiyet kazanma görüntüsü olarak en kolay yaptıkları sigara içmektir. Genç böyle bir gruba girince, kendini bu grubun kurallarına uymak zorunda hisseder ve sigaraya başlar.

 

4) Gencin sigarayı kendisi için olgunluk, gelişmişlik, büyümüşlük göstergesi olarak görmesi, kendine güvenin bir ispatı olarak kabul etmesi.

 

5) Gencin sigaranın sağlığa zararlı olma riskine istinaden, kendini riske atma isteği ki böylece "Ben artık bazı riskler alabilirim" duygusunu bu şekilde tatmin etmiş oluyor.

 

Bunlara ek olarak;

 

20 yaş sonrası olgun insanlarında dahil olduğu genel sebepler.

 

I.          Başta stres olmak üzere içinden çıkılamayan problemler. Bilimsel araştırmalar; Ergenlik dönemini sigara kullanmadan geçen 20-25 yaşlarından sonra sigaraya başlayanların %75-80'inin ya bir ölüm haberi, veya bir kaza sonrası veyahut başka bir üzücü olay sonrası etrafındaki insanlar tarafından sakinleşmesi amacıyla tutulan bir sigaradan sonra bir daha bırakamadığını gösteriyor.

 

II.       Sigaranın diğer uyuşturucu, alkole oranla daha ucuz ve bulunma fırsatının daha fazla olması

 

III.     Özellikle görsel medya ve gazetelerde ki direkt ve en direkt sigara reklamları.

 

IV.    Hanımlar bu reklamlar sonrasında "sigara kullanımı kendilerine daha çekici ve özgür imajı" kazandırdığını söylüyorlar.

 

V.       Erkekler ise sigaranın bir güçlülük, yakışıklılık ve kendine güvenin göstergesi olarak sigara içtiklerine bilinç altında inanmaktadırlar.

 

b. Ülkemizde Sigara Tüketimimiz, Sigara İçenlerin Sayı Oranı

1. Sigara Tüketimimiz

Dünyada sigara tüketiminde gelişmiş ülkelerde hızla azalma gözlenirken, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hala hızla artmaya devam etmektedir. Ve 1999 yılında Türkiye Sigara Tüketiminde dünya 4. Olmuştur, 6, 5 milyar paket yıllık sigara tüketiyoruz. Dünyada kişi başına ortalama 1 kg. sigara düşerken, Türkiye de bunun iki katı yani 2 kg. Bir yılda 1 katrilyon 100 milyar civarında sigaraya para ödemekteyiz. Başka bir ifade ile 11 katrilyon vererek 200 bin insanımızı öldürüyoruz.

 

Yıllık kg. olarak sigara tüketimimiz, Resmî olarak tespit edilen yaklaşık 95 milyon kg. Buna kaçak tüketim ve tütünün direkt tüketimini de katacak olursak yaklaşık 150 milyon kg. olmaktadır.

 

Başta ABD, Kanada, Almanya, Fransa da sigara tüketimi her yıl yaklaşık % 2 azalmaktadır. Türkiye de ise her gün 2500-3000 gencimiz hayatının baharında sigarayla tanışıyor, başlıyor.

 

2. Sigara İçenimiz

Elbette 65 milyon insanımızla tek tek görüşülüp sigara içip içmediği, içiyorsa hangi sıklıklarla sigara kullandığı saptanamamaktır. Ancak bazı anketler, yıllık üretim, vb. kıstaslarında yardımıyla birbirine yakın diyebileceğimiz sayılarla tespit edilen sigara bağımlılığımız mevcuttur.

 

Bizim yaptığımız araştırma ve değerlendirmelere göre durum şöyledir:

 

Toplam sigara içenlerin sayısı; 28.352.500: Nüfûsun % 43.6 sı

 

Sigara içenlerin; %25’i kadın: 8.287.500 kişi

 

Sigara içenlerin ; %63’ü erkek: 20.065.000

 

Her yıl yaklaşık 500.000 kişi sigaraya başlıyor. Bu rakam, günlük sigarayla 2500 tanışan vardır gerçeğiyle çelişmez, zira deneyenlerin bir çoğu başlamamakta. Son yıllarda çıkan kanunla birlikte sigarayı bırakanlarda dikkate alınarak bütün bunlara rağmen yıllık artış 500.000 olmaktadır.

 

Sigara kullanımı konusunda büyük şehirlerden kırsala gidildikçe özellikle kadınlarda sigara kullanımı büyük ölçüde azalmaktadır. Bunun anlamı köylerde ki aile bağlarının sağlamlığı, toplumsal oto kontrol sisteminin güçlü olması, kadın ve çocukların sigaraya başlamamasında çok önemli rol oynamaktadır.

 

Sigara bağımlılarının gençlik içinde ki oranı ise bir hayli yüksek. Gençlerin oranı Türkiye oranına göre yaklaşık % 10 kadar fazla. Gençlerimizin % 63.92’si sigara kullanmakta bu oranın önemli bir bölümü de günde 10 adetin üzerinde sigara kullanmaktadır. % 56.3’ü yarı bağımlıdır.

 

Her geçen gün daha aşağılara inen sigaraya başlama yaşı 2000’li yılların başlarında 9-10 yaşına kadar düşmüştür.

 

12-35 yaş arasını genç kuşak kabul ettiğimiz de 28 milyon olan bu kuşağın 15 milyon olan yanı % 53.3’ü maalesef sigara kullanıyor.

 

Gençlerin % 90’ı paket sigara diye adlandırılan türden kullanırken, yaşlar ilerledikçe pipo, ekonomik duruma göre ise puro, nargile gibi tütün mamûlü kullanımı artmaktadır.

 

Enteresan bir tespiti de hemen ifade etmeliyiz ki, ülkemizde en fazla sigara içen meslek grubunu mesleği insan sağlığını korumak olan doktorlardır. Doktorların % 44’ü sigara kullanmaktadır. Bu oranın % 56’sını erkek doktorlar, % 44’ünü ise bayanlar kullanmaktadır. Hemşirelerin ise % 50’si sigara kullanmaktadır.

 

Doktorları öğretmenler, gazeteciler, sanatçılar ve siyasetçiler takip etmektedir. Her halde toplumu yönlendirme, eğitme, yönetme gibi önemli görevleri yerine getirme makamındakiler bu kadar sigara bağımlısı olursa, toplumunda % 43’ünün sigara içmesi çok fazla yadırganacak bir durum olmasa gerektir.

 

c. Sigaranın Zararları

Sigaranın zararlarını daha iyi anlayabilmek için sigarayı oluşturan maddeleri kısaca tanımak gereklidir. Katran, Nikotin, Tahriş edici maddeler ve karbonmonoksit.

 

1. Tütünde Bulunan Zararlı Maddeler

1-       Katran da bulunan zararlı maddeler:

 

a)       Kanser yapan maddeler. ( Polisiklik aromatik karbonhidratler)

 

b)        Kanser oluşmasına yardımcı olan maddeler. (Fenoller, yağ asitleri)

 

2-   Tahriş edici maddeler.

 

Bronşlarda daralma ve öksürüğe sebep olan maddeler.

 

Bronşlarda epitel titrek tüylerin hareketlerini engelleyen maddeler.

 

3-   Karbonmonoksit.

 

Karbonmonoksit, kan hücrelerinin oksijen taşıyabilmesi için, dokuların üretmesi gereken hemoglabini azaltır ki bu da bir çok hastalığa sebep olur.

 

4-     Nikotin

 

Belki de yukarıda ki üç maddede ifade edilen zararların hepsinden daha çok zararlı olanıdır. Çünkü sigaranın bağımlılık yapması nikotin sebebiyledir. Bir anlamda nikotin sigaranın yaşama şartıdır. Bir sigarada 1, 5 ila 2, 5 mg. Nikotin bulunur.

 

5-   Bunlara ek olarak amonyak Nitroz desitler, aldehitlerin de aralarında bulunduğu 4000’e yakın, çoğu zararlı madde vücuda girmektedir.

 

2. Sigaranın Genel Zararları

1-       Kronik akciğer hastalıklarının % 85’i sigaraya bağlıdır.

 

2-       Sigara içenlerin kalp krizi geçirme oranı, içmeyenlere göre 3 kat fazladır.

 

3-       Koroner damar tıkanıklığı ölümlerinin % 40’a yakını sigaraya bağlıdır.

 

4-       Beyin kanaması riski, sigara içenlerin içmeyenlere göre oranla 3 kat fazladır.

 

5-       Mide ülserinin sebeplerinden biri sigaradır. Ülsere bağlı ölümlerin en önemli etkeni sigaradır.

 

6-       Tüberkülozun aktif hale gelmesinin en büyük aktörü, aşırı sigarayla birlikte aşırı demli çay içmektir.

 

7-       Diş etlerinde iltihap ve kanama.

 

8-       Buergen hastalığı. Gençlerde görülen, bacak ağrısı hatta uzun süre yürüyememeye sebep olmaktadır.

 

9-       B 12 Vitamininin eksikliği görülen bünyede, sigara görme bozukluğuna yol açar.

 

10-   Vücudun bağışıklık ve direncini zayıflattığı için, çeşitli enfeksiyonların vücuda girmesini kolaylaştırır.

 

11-   Sigara bazı hormonal bozukluklarına da sebep olmaktadır.

 

12-   60 mg. Nikotin erişkin bir kişide ölüme yol açabilir.

 

13-   Akciğer kanserine bağlı ölümlerin % 80’i sigaraya dayanır.

 

14-   Günde 1 paket ve üzerinde sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanma oranı, sigara içmeyenlere göre 10 kat fazladır. Kullanılan her sigara kansere bir adımdır.

 

15-   Sigara içenlerde ağız, dudak, dil, tükrük bezi ve gırtlak kanserleri, içmeyenlere oranla 13 kat daha fazladır. Böbrek kanseri 5 kat fazla, Seviksuteri kanseri 5 kat fazla, Prostat kanseri 3 kat fazla, Pankreas kanseri 2 kat fazla, Erken yaşta sigaraya başlayan kadınların meme kanseri riski % 75 oranında artmaktadır.

 

3. Sigaranın Çocuklu Anneler Ve Hamile Kadınlardaki Tahribatı

1-       Sigara içen kadınların, içmeyenlere göre erken doğum oranı 2 kat fazladır.

 

2-       Düşük yapma oranı % 25’tir.

 

3-       Bebek ağırlığı 200 gr., boyu da 1, 5 cm. daha azdır.

 

4-       Ölü doğum yapma veya 1. hafta da bebeğin ölüm oranı 1/3 daha fazladır.

 

5-       Sigara içen anneden doğan çocukların bedensel ve zihinsel gelişmeleri de eğitim başarıları da daha düşüktür.

 

6-       Ani bebek ölümlerinin 1/4 ü annenin sigara içmesine bağlanmaktadır.

 

7-       Lohusalık döneminde sigara içimi, anne sütünü azaltmakta ve süte karışan nikotin çocuk bünyesinde bir çok tahribata neden olabilmektedir.

 

4. Sigara İçen Gençlerde Meydana Gelen Sağlık Sorunları

1-       Genç sigara bağımlılığıyla kalmamakta, kısa zamanda başta alkol olmak üzere diğer bağımlılık yapan maddelere geçiş yapmaktadır.

 

2-       Solunum yolu hastalıkları ve çabuk yorulma.

 

3-       Sürekli öksürük normale oranla 5 kat daha fazla olmaktadır.

 

4-       Akciğer kanserine yakalanma riski, sigaraya başlama yaşının erkenliği ile doğu orantılıdır.

 

5-       Beyin kanama oranları, içmeyenlere göre 6 kat daha fazladır.

 

6-       Sigaraya başlama yaşı arttıkça, kalp hastalıklarının ortaya çıkışı azalır.

 

5. İstemsiz Sigara İçenler Ve Yakalandıkları Hastalıklar

Sigara içmeyen bir kişinin, sigara içilen ortamda bulunmasından dolayı maruz kaldığı sigara dumanından oluşan duruma, istemsiz sigara içimi yada pasif içim denir.

 

1-       Pasif içicilerde normale oranla 2 kat daha fazla solunum yada enfeksiyona rastlanmaktadır.

 

2-       Astıma yakalanma riski 2 kat artmaktadır.

 

3-       Anne baba çok sigara içiyorlarsa boy kısalığı oluşmaktadır.

 

4-       Çocuklarda solunum yolu hastalıkları ve enfeksiyonlara yakalanma riski artmaktadır.

 

5-       Çocuk yaşlardaki pasif içicilik, erişkinlik döneminde solunum yolu hastalıkları ve kansere yakalanmaya adete zemin hazırlamaktadır.

 

6-       Sigara içenlerin eşlerinde tıpkı içenler gibi kansere yakalanma riski artar.

 

6. Diğer Zararlar

Yukarıda 5 maddede özetlenen zararların haricinde, en büyük zararı bir insan hakkı ihlâli olmasıdır. Zira sigara içen kişi; etrafına yaydığı koku ve dumanla, başta yakınları olmak üzere, sigara içmeyen yüzlere insana zarar vermektedir. İştahsızlık, soluk beniz, sararmış bıyıklar, parmaklarla yanan biten sigara değil, adeta gençliğimiz, sıhhatimiz kısaca hayatımız. Üstelik kendimizin kiraladığı; kiralık katil sigara ile...

 

Ve sonuç... Katrilyona maddî harcama. 200.000 can kaybı ve tamiri imkansız ferdî ve içtimaî zararlar. Her şey vücuda hiçbir faydası olmayan parasını el, dumanını yel alan sadece faturası, o da ölüm ve hastalık içene kalan sigara için.

 

Şimdi de sigaradan nasıl korunuruz, yani ne yapmalı? Sorularına cevap arayalım.

 

d. Sigaraya Karşı Mücadele Önerilerimiz

Biz bu mücadeleyi iki ana başlıkta mütalaa ediyoruz.

 

1. Sigaraya Başlanmasına Engel Olunma Ya da Koruyucu Tedbirler.

1-       Yapılan bütün araştırmalar gösteriyor ki, sigaraya başlamada en önemli etken özenti, reklâmdır. Şu halde mücadelede en büyük çaba hiçbir sûretle sigara özentisine sebep olacak film, afiş, TV reklâmı yapılmaması yönünde harcanmalıdır. Özellikle sanatçılar, toplumun örnek aldığı önemli şahsiyetlerin sigaralı görüntü ve resimleri yayımlanmamalıdır.

 

2-       4072 No'lu kanunla getirilen 5 kişinin ve üzerinin bulunduğu toplu yerlerde sigara içilmesinin yasaklanması uygulanmalı, yaptırım olan 10 milyon cezanın uygulama birimi netleştirilmeli, toplanan paralar sigarayla mücadele fonunda toplanıp yine sigarayla mücadeleye harcanmalıdır. Şu anda bu kanunu kim uygular, cezayı kim nereye harcar belli değil.

 

3-       Aileler çocuklarının ve kendilerinin sağlığı için sigara içmemeli, içenlerde aile ortamında bunu kesinlikle yapmamalı; özel sigara içme mekânlarında içmelidirler.

 

4-       Her ilçede sigarayla mücadele poliklinikleri açılmalı bu mümkün olmayan illerde il ve ilçelerde ki hastanelere sigarayla mücadele üniteleri mecbur tutulmalıdır. Tedavi ücretsiz olmalı hatta özendirilmelidir.

 

5-       Sigarayla mücadele örgütleri bir rant aracı olmaktan çıkarılmalı, bu örgütlerde çalışanların başta sigara olmak üzere her türlü bağımlılık müptelası olmaması 1. şart olmalıdır. İçki masaları ile donatılmış sigarayla mücadele geceleri düzenlenmemelidir. Zira en güzel öğretmek yaşantıyla olur.

 

6-       Sigarayı bırakanlara özendirici promosyon vb. çalışmalar yapılamalıdır. Örneğin; sigara içmeyen memura ikramiye veya kademe ilerlemesi, işçiye özel sektörde devletin katkısıyla bu kâbil yönlendirilmeler yapılamalıdır.

 

7-       Önlem olarak sigara fiyatları daha da artırılabilir.

 

8-       Sigaranın zararları ile ilgili okullarda haftalık dersler olmalı, medyaya program zorunluluğu getirilmeli.

 

9-       Sonuçta vatandaşının sağlığını korumak devletin anayasal görevidir. Yine sigarasız dumansız bir ortamda yaşamak, sigara içmeyen milyonlarca insanın en doğal insan hakkıdır.

 

10-   Sigara müptelasından hastalığa yakalananlar sık sık medya aracılığıyla halka nasihat niteliğinde açıklamalar yapmalı.

 

2. Sigarayı Nasıl Bırakırsınız ?

1-       Bir defa sigarayı bırakma işi içiciye bağlıdır. Kimse size zorla sigarayı bıraktıramaz. Bir düşünün hayatınızda nice çok sevdiğiniz şeyi kaybettiniz veya terk ettiniz. Siz isterseniz sigarayı da bırakırsınız, ama siz isterseniz.

 

2-       Sigara azaltılarak bırakılamaz kanaatindeyiz. Karar verdiniz mi tamamen bırakmalısınız ve bir daha size sigara içmeyi çağrıştıran ortamlara gitmemelisiniz. Sigaraya alternatif ve vücûda faydalı bir meşguliyet bulabilirsiniz. Örneğin; çekirdek yemek, sakız çiğnemek gibi.

 

3-       Akupunktur, hipnoz vb. özel bir takım yöntemler bizce çok başarılı şeyler değildir. Bu yöntemlerle bırakanların % 80’i yeniden başlamıştır. Bunlarda olsa olsa bireyin kendini bırakmaya motive etmesinde faydalı yan etkenlerdir.

 

4-       İlaçla tedavi

 

a)   Nikotin içeren sakızlar, özellikle sigaranın bırakıldığı ilk 2 ayda önemlidir.

 

b)   Nikotin spreyleri.

 

c)   Cilde yapıştırılan nikotin plasterleri.

 

d) Sigaranın bırakılmasıyla oluşan depresif ve sıkıntıların giderilmesi için anti depresave sıkıntı giderici ilaçlar kullanılabilir.

 

5-       Psikoterapi

 

Sigarayı bıraktıktan sonra, kişinin psikolojisinde ve davranışlarında meydana gelen sarsıntı ve depresif hareketleri tedavi amaçlı ikna etme, telkin etme ve tedavi etme çalışmalarıdır ki sigarayı bırakmada çok etkili bir destektir. Sigarasız bir hayat, sağlıklı, huzurlu bir gençlik bütün bir milletin en önemli beklentisi ve hedefidir.

 

2. Alkol Bağımlılığı ve Tedavisi

Fermantasyon ve distilasyon yöntemi ile, üzüm, elma, arpa gibi tahıl ve meyvelerden elde edilen etil alkolün bir takım katkı maddeleriyle homojenize edilmesi ile üreyen bağımlılık yapan keyif verici maddeye alkollü içecek diyoruz

 

Konumuz olan rakı, bira, şarap, viski ve içki türleri muhtelif oranda saf alkol barındırmaktadır. Ve ağız yolu ile alınırlar.

 

Ağız yolu ile alınan alkol 40 ila 60 dakika arasında kana karışmaktadır.

 

Alkolün vücuttan atılması 6-7 saati bulmaktadır.

 

a. Türkiye'nin Alkol Tüketimi Ve Dünyadaki Yeri

Türkiye içki tüketiminde Dünya üçüncüsü 1999 yılında yapılan bir araştırmaya göre Avrupa da ki kişi başına alkol tüketimi konusunda şu tablo ortaya çıkmıştır.

 

Yıllık kişi başına tüketilen alkol miktarı Lüksembourg 11, 8, Portekiz 11, 2, Fransa 11.1, Danimarka 10, Avusturalya9.8 Almanya 9.8, Macaristan 9.5, İsviçre9.3 İspanya 9.3, Slovakya 9, İrlanda.9.1,

 

Belçika 9, Yunanistan8.7, Romanya8.7, İtalya 8.2, Hollanda 8, Bulgaristan (yamıyor) İngiltere 7.6(Not bu rakamlar 0 yaşında itibaren düşünülmüştür.)

 

İşin vahim tarafı ise her yıl batı da düşerken 1950 de kişi başına 1 litre olan içki tüketimi 1998’de 16 litredir ve her yıl %50 artmaktadır.

 

Türkiye de yaklaşık 20 milyon kişi alkol kullanmakta, bunun 5 milyonu alkoliktir.

 

1950 yılında kişi başına 1 litre içki tüketilirken 1998’de yapılan bir araştırmaya göre kişi başına 16 litre alkol tükettiğimiz ortaya çıktı bugün muhtelif araştırmalar 1999 ‘da Türkiye de kişi başına 18 ile 20 litre tüketildiği ifade edilmektedir.

 

 

 

Yıllara Göre İçki Tüketimimiz

 

1980 yılında 237 bin 987 ton içki tükettik 34 milyar TL ödedik

 

1985 yılında 310 bin 400 ton içki tükettik ve 136 milyar ödedik.

 

1990 yılında 447 bin 899 ton içki tükettik ve 1 trilyon 800 milyar ödedik.

 

1996 yılında 863 bin ton içki tükettik ve 66 trilyon 590 milyar ödedik.

 

1998 yılında 785 bin 604 ton tükettik ve 178 trilyon 765 milyon ödedik.

 

1999 yılında (kaçak üretim dahil 1 milyon ton)

 

Alkolün insan bünyesinde meydana getirdiği davranış değişikliklerini içilen alkol miktarına bağlı kandaki alkol düzeyine göre kademelendirebiliriz.

 

ü    1—2 Duble rakı olan kişinin kanında %10 –50 mgr. alkol oluşur.

 

ü    Bu durumdaki kişide kendine güven, çok konuşma, aşırı cömertlik, iyimser hissi hakim olur. Sanal bir rahatlama oluşur.

 

ü    2 ile 3 Duble içe kişide kandaki alkol düzeyi %50-75m gr olur.

 

ü    Kişi hareketlerinde dengesizlik ve güçlükler gözükür.

 

ü    3 ile 4 Duble içende kandaki alkol düzeyi %75-100 mgr çıkar işte sarhoşluk bu devrede daha net ortaya çıkar. Kişi saldırganlaşır kavgacı bir kimseye bürünür. çabuk üzülür zaman zaman ağlar küfreder vs.....

 

ü    4 ile 8 Duble içildiğinde ise kandaki alkol miktarı %100-200 mgr olur.

 

ü    Kişide bulantı, kusma, görme, yürüme, konuşma bozuklukları ortaya çıkar, bilinç bozukluğu ortaya çıkar.

 

ü    8 ile 12 Duble içildiğinde kandaki alkol miktarı %200 –300 mgr olur.

 

ü    Kan basıncı düşer nefes alma zorlaşır, renk solar ve kişi horlayarak uyumaya başlar.

 

ü    12 ile16 Duble arası yani 135 lik, 1de 70 lik rakı içildiğinde alkol oranı %400 olur

 

ü    kan basıncı daha da düşer artık alkol koması başlamıştır.

 

ü    16 ile 20 Duble yada 2 adet 70 lik rakı içen kişinin kanındaki alkol miktarı %400-500 mgr. Olur. Bu durum derin komadır.

 

ü    Bunun üzerinde içkinin her yudumu her an ölüme atılan adımdır. Kandaki alkol düzeyinin %500 geçmesi çok büyük bir ihtimalle ölümle neticelenir.

 

b. Alkolün Zararları

1. İnsan organizmasındaki oluşan zararlar :

Alkol insanın bünyesinde başta sinir sistemi olmak üzere bir çok tahribata sebep olmaktadır.

 

Bu problemler direkt ve en direkt olarak onlarca çeşittir. Burada kısaca ana başlıklarla verelim.

 

1.   Sindirim sistemindeki tahribatlar neticesinde siroz, mide ülseri, gastrit, pankreas, yemek borusu ve 12 parmak bağırsağı iltihabı başta olmak üzere bir çok mide rahatsızlığının sebebi olarak alkol kabul edilmiştir.

 

2.   Kalbin can düşmanı alkoldür. Kalp yetmezliği, kalpte büyüme, kalp atışlarında düzensizlik ve hipertansiyonun en önemli sebeplerinden birisi alkoldür.

 

3.   Kanda meydana getirdiği tahribatlar ise kansızlık, tüberküloz ve kansere çeşitli vesilelerle yardımcı etken olmaktadır.

 

4.   Kaslarda erime ve zayıflama özellikle uzun süreli içki kullanımında insan bünyesinde içkiden oluşan başka bir zarardır.

 

5.   Cinsel açıdan da sanıldığını tersine kısırlık, hanımlarda adet düzensizliği ve iktidarsızlığa kadar varan bir dizi problem yine alkol kaynaklıdır.

 

6.   Alkol beyinde bulunan santral sinir sisteminin baş düşmanıdır. özellikle el ve ayaklarda bulunan sinirler hasara uğradığında titreme olur buna vitamin eksikliği de eklendiğinde organik beyin rahatsızlıkları da olur.

 

7.   Alkole bağlı olarak B 12 gibi bazı vitaminlerin eksikliği sonrasında ise; önemi, beriberi gibi hastalıklar oluşur.

 

8.   Özellikle hamile kadınların alkol alması, büyük bir ihtimalle doğacak çocuğun sakat doğmasına neden olmanın yanında, böylesi çocuklar içki kullanmayan ailelerin çocuklarına oranla2-3 kat daha fazla potansiyel suçlu olmaktadırlar.

 

9.   Bunama ve şuur bozukluğunun en önemli etkenleri alkoldür.

 

10. Bunların haricinde alkol zehirlenmesi, uyku bozukluğu, vücutta oluşan aşrı stres, sıkıntı panik, huzursuzluk, depresif mizaç bozukluğu gibi daha bir çok rahatsızlıklar hem alkolün kişi bünyesinde meydana getirdiği rahatsızlıklardır.

 

Alkolün kişi üzerinde meydana getirdiği tahribat elbette bu on madde ile sınırlanamaz denilebilir ki farklı fiziksel konum, yaş, psikolojik atmosfer gibi her farklı kişi ve ortamda farklı farklı zarar vermektedir. Biz bunlardan gençliği en çok ilgilendiren 2 grup insanda oluşturduğu tahribatı kısaca tanıtacağız.

 

2. Hamile Kadınlar Ve Bebekte Meydana Gelen Zaralar

Ülkemiz Dünyanın en hızlı nüfus artışına sahip olan bir ülke, yine Türkiye'miz de kadınların %25 i alkol kullanıcısı ve bu iki tehlikeli unvanın ortaya çıkardığı 3. bir acı tablo sakat çocuk doğumunda nerede ise Afrika ülkeleri ile yarışıyoruz.

 

Alkolün embrio’ya zarar verdiği artık tüm dünyada kabul edilen bir gerçektir. Washington üniversitesi Doktorlarından Ann Streigssguth çocukların hayattaki uyumsuzluk ve bir çok sosyal ve psikolojik sorunlarının aslında içki kullanan annelerinden kaynaklandığını ifade etmektedir.

 

Anneleri içki bağımlısı 100 çocuk üzerinde yapılan araştırma ise insanı dehşete düşürecek cinsten.

 

1.       Sağlıklı bir bebekten 200gram ve 1, 5 cm daha zayıf ve kısa doğuyor %98

 

2.       Başta kafası olmak üzere organlarında emsallerine göre küçük doğuyorlar. %84

 

3.       Hayat boyunca çeşitli psikolojik sorunlara yakalanıyorlar.%89

 

4.       Konuşmada geç başlama ve bazı konuşma bozuklukları %80

 

5.       Bazı doku bozuklukları %80

 

6.       Saldırgan ve agresif duyarlar.%72

 

7.       Özellikle parmaklar olmak üzere bazı kemik eğrilikleri %51

 

8.       Cinsel organlarda şekilsizlik.%46

 

9.       İşitme bozuklukları %41

 

10.  Tavşan dudak vakası%40

 

11.  Göğüste deformasyon%30

 

12.  Kalp rahatsızlıkları %29

 

13.  Göz bozuklukları%25

 

14.  Ortapedik bozukluk %24

 

15.  Tırnak kırılmaları%16

 

16.  Cilt bozuklukları%14

 

17.  Sürekli bitkinlik%12

 

18.  Böbrek yetmezliği%10

 

19.  Kemiklerde deformasyon %9

 

Yukarıda 19 madde de toplam 850 adet rahatsızlık, arıza 100 çocukta rastlandığına göre her çocuğa ortalama 8, 5 hastalık düşer bunun adı şudur içki içe hamile bir kadın dört dörtlük sıhhatli bir bebek doğurma ihtimali hemen hemen imkansızdır. Bu kürtajdan da tehlikeli bir yanlış, toplumsal cinayettir.

 

3. Gençlerde Meydana Gelen Zararlar

1.        Kişilik erozyonu komplekse neden oluyor.

 

2.        Okulda başarısızlık, işte verim kaybı ve güvensizlik meydana getiriyor.

 

3.        Erken yaşta başlayan içki kullanımı fiziksel ve ruhsal gelişimini engelliyor.

 

4.        Suçluluk psikoloji ile beraber bunalımlara sebep oluyor.

 

5.        Müptela olan genç kızlar para bulabilmek için zaman zaman fuhşa tevessül etmektedir.

 

6.        Gelecek projesi, motivasyon sıkıntısı çekmektedirler.

 

7.        Yaşama sevgisi, çevre ve toplumla kaynaşma sağlanamamaktadır.

 

8.        Zaman ve para boş yere heder olmakta.

 

9.        Hem erkek hem de kızlarda içki alabilmek içi hırsızlık vakalarına sıkça rastlanmaktadır.

 

10.   Hepsinden önemlisi beyinler genç üreten, ve düşünen beyinler uyuşuyor, üretmiyor, düşünmüyor bu hali ile geleceği uyuşuyor, hem bilimde teknikte hem sanatta, hem sporda istediğimiz, özlediğimiz dünya çapındaki başarılara bir türlü ulaşamıyoruz.

 

c. Alkolün Toplumsal Zararları

Aslında içki bütün kötülüklerin anasıdır. Alkolün toplumsal zararlarını vb. veciz ve özet halinde bildirmektir. İnsanı diğer mahlukattan ayıran akıl nimetinin zaafa uğratılması aslında insan karakter, şahsiyet, kişilik alâmetlerinin ortadan kaldırılması demektir. Artık siz o insandan freni patlatmış direksiyonda çıkmış yokuş aşağı giden bir arabadan beklenebilecek davranış ve enkazı görebilirsiniz.

 

Gün geçmiyor ki etrafımızda veya medyada içkinin Sebep olduğu cinayet, boşanma, ve şiddet olaylarına şahit olmayalım.

 

1996 yılında ABD adalet bakanlığı kanun uzmanı Lawrence Geenweld’e işlene suçların sebepleri konusunda bir araştırma yaptırdı bu araştırma sonucuna göre o yıl ABD de işlenen 7.7 milyon şiddete dayalı olyın suçun %40 ‘nın sebebinin uyuşturucu yada alkol olduğu ortaya çıktı.

 

Türkiye'mizde de durum pek farklı değildir. Elimizde Erciyes Üniversitesi Tıp.Fak Öğrt üyesi Prof.Dr. Erdoğan Sözüerin yaptığı bir araştırmanın çarpıcı neticeleri şöyledir.

 

Ülkemizde meydana gelen taciz olaylarının %80 nin sebebi alkoldür.

 

Yaya ölümlerinin %35

 

Evdeki yaralanmaların %20

 

Boğulmaların%50cinayetlerin%70

 

Ana baba cinayetlerinin %20

 

İş yeri kazalarının%25

 

Yangın ve ölümcül yanıkların%50

 

Trafik kazalarının %61’inin ayrıca ülkemizdeki bütün kaza suçlarda alkolün kaynaklık ettikleri %35 dir

 

Dünya sağlık örgütü (WHO)nun yayınladığı raporda ise

 

Dünyada

 

Cinayetlerin %85

 

Aile parçalanmalarının %20

 

Irza tecavüzlerin %50

 

Trafik kazalarının%70’i alkol sebebi ile olmaktadır.

 

Türkiye'mizde aile içi özelliklede kadına karşı işlenen şiddet olaylarında %70

 

Bir iş yerinde çalıştığı halde işe gitmeme problemlerinde%60 alkol rol oynamaktadır ki yukarıda ifade edilen sebep olduğu mal ve can kaybı da dikkate alındığında başımızda ne kadar büyük bir bela olduğu ortaya çıkar. Yapılan araştırmalar 150.000 insanımızın her yıl alkolün sebep olduğu çeşitli kaza ve hastalıklarda hayatını kaybettiğini göstermektedir.

 

Yine kanunun uzmanlarına göre alkolden elde edilen gelirin 4 katı olarak alkol sebebi ile meydana gelen çeşitli hasar ve zarardan ödemekteyiz.

 

İnsan organizmasına ve topluma bu kadar zararlı olan alkol acaba neden bizim ülkemizde özellikle de gençlerimiz arasında inancımıza, kültürümüze, örfümüze aile yapımıza zıt olduğu halde bu kadar çok tüketiyoruz?

 

d. Neden İçiyoruz ?

Aslında içki kullanan herkesin farklı bir başlama ve içme hikayesi var. Ancak bunlar hep bir sonuçtan ibarettir; asıl bunun sebepleri vardır.

 

1. Görünürdeki Sebepler

a)   İçinden çıkılamaz ekonomik sorunlar

 

b)   Aile geçimsizlikleri

 

c)   Özenti –merak

 

d)   Arkadaş ve grup baskısı

 

e)   Çevre faktörü

 

f)     Milli ve manevi değerlerdeki dejenerasyon

 

2. Gözle Görülmeyen Asıl Nedenler

a. Biyolojik nedenleri

Henüz tam ispat edilmemekle birlikte bazı bulgular alkol bağımlılarının normal insana oranla farklı bir biyolojik yapıda olduğu, alkole farklı tepki verdiği çocukluklarında hiperaktif olduklarını göstermektedir.

 

b. Genetik nedenleri

Alkol bağımlısı bir ebeveynin çocuklarının alkole başlama riski içmeyenlere oranla 5 kat daha fazla olur çocuk anne ve babasından genetik olarak potansiyel alkolik doğmaktadır. Ayrıca bazı araştırmacılar Japon ve Korelilerin genetik olarak alkole dayanaksız olduğunu ifade etmektedir.

 

3. Psikolojik Nedenleri :

İnsanlar alkolü temelde iki sebepten içiyor:

 

Ya dertten, ya veya zevkten. Alkol kişinin düşünme ve duygusal yapısında tahrip ve uygulamalara sebep olduğu için stresi azalttığı gerilimi düşürdüğü gibi bazı nedenler hep öne sürülmektedir. İçinden çıkılamayan ekonomik, ailevi ve fikri sıkıntıların ezdiği insan alkolü bir sığınma gibi görüyor.

 

4. Sosyal Ve Kültürel Nedenler

Alkolün hızla yayılmasının en önemli nedenlerinden birisi Ahlaki ve dini duyarsızlıktır.

 

Toplumlar ancak manevi dinamiklerle ayakta kalabilir. Türkiye'miz de dini duyguları yüksek ailelerde içki kullanımı ve suçlar azalmakta, buna karşılık dini eğitimi yeterince almamış toplumun acımasız zevk sömürüsüne batmış aile ve ortamında ise içki tüketimi hızla artmaktadır. Yapılan araştırmalara göre şehirlerden köylere gidildikçe içki kullanım oranı düşmektedir esasen alkolle birlikte şiddet ve cinsel suçlarda dini duyarlılığa göre artma ve eksilme göstermektedir.

 

Elbette içkinin zararları, sebepleri, bu kadarla sınırlı değil daha onlarca hastalık, yüzlerce sebep saymak mümkündür. Bizce asıl önemli konu; peki bu kadar büyük bir bela karşısında ne yapmalıyız?

 

e. Alkol Bağımlılığının Önlenmesi ve Tedavisi

1. Koruyucu Tedbirler;

Konuya girerken bir temel büyük gafleti eğer kasıtlı ise ihaneti gözler önüne sermek isteriz. Özellikle devlet büyüklerimiz neden her toplantıda şerefe kadehler kaldırır, her yemekte bardaklar dolusu içki içerde daha sonra da alkol bağımlılığı ile mücadele edilmeli diye komik beyanatlarda bulunurlar. Damarlarındaki kanda alkol gezen bir kişinin alkolle mücadele etmesi ya da başarılı olması mümkün müdür? Esas mesele buradadır. Önce bu kompleksimizi yenmeliyiz. Alkolün, içkinin insan vücuduna, zekasına ne faydası var ki. Bir miktara kadar kullanımı teşvik edeceksiniz, fazlasının içilmemesi içinde adeta savaş açacaksınız. Bu samimiyetsizliktir. O halde mücadelenin adını doğru koyalım. Alkol bağımlılığı ile mücadele değil, "İçki kullanımı ile mücadele".

 

12 yaşında gencecik bünye önce bira ile başlıyor, bir müddet sonra bira ne kadar içse ona yetmiyor, rakı, şarap vb. diğer çeşitleri içmeye başlıyor onlarda bir müddet sonra az miktarda kullandıklarında ilk bira içtiği zamanlar zevki ve sarhoşluğu vermiyor, doz artıyor artıyor. 2-3 yıl içerisinde artık içki vazgeçilmez, uğruna para, şöhret, makam, aile, yuva hatta iffet ve namusun feda edildiği bir canavar oluyor.

 

Çoğu zamanda bunlara fırsat, bulmadan ya bir trafik kazası veya bir sarhoş kavgası veya alkol komasından canından oluyor.

 

Evet her şey bir bira ile başlıyor. Çoğu zaman alkolle kalmayıp uyuşturucu bağımlılığına kadar gidiyor.

 

Koruyucu tedbirlerin an başında dini eğitim gelmektedir. Yapılan araştırmalar, dindar insanlar çok büyük bir çoğunluğunun, hatta tamamının yakınının içki kullanmadığını ortaya koymaktadır. Bugün 1 litre sütten sudan daha ucuz satılan alkollü içkilerden, Tv'den her gün izleyip ve kendisine örnek aldığı alkolik sanatçılardan, kokteyllerde ellerinde viski bardaklarıyla nutuk atan politikacılardan 12 yaşındaki genci hangi önlem içki içmekten alıkoyacaklar. Elbette o yaşlarda düşünme bazında somuttan soyuta yeni adım atmakta olan bu genci başta anne-babası olmak üzere okuldan aldığı dini eğitim ancak böyle bir beladan koruyabilir. Bu bilgiler sadece bir kültürden, kuru kuruya bir inançtan da ibaret olmamalıdır. İman ancak hayata geçerse fonksiyonel olur, yoksa tıpkı bir mum gibi kuvvetli bir rüzgarda söner, yok olur.

 

Bugün meyhanelerde en çok konuşulan kelimeler dini kelimelerdir. Bu aslında içki içen kişilerin aslında iman sahibi olduklarını ancak iyi bir dini eğitimden geçmediklerinden böylesi çelişkili bir hayata düşmektedir.

 

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi de alkolik hastalar üzerinde yapılan bir araştırmada alkolik insanların inançlı ancak ibadet ve bilgi açısından çok zayıf kimseler olduğunu göstermektedir. Söz konusu alkoliklerin %80i içkinin dinen yasak olduklarını kabul ettikleri için kendilerini suçlu hissettiklerini ifade etmişlerdir.

 

Yine alkoliklerin %37’si ramazan ayında içki içmemektedir.

 

1994 yılında GATA(İstanbul) 2300 asker ve rütbelilerin içki kullanmayanlarına "Neden içki içmiyorsunuz?" sorusuna %45.5’i Haram olduğu için cevabını vermiştir.

 

1995 yılında Sağlık Bakanlığı 24 ilde 12781 Lise öğrencisine neden içki içmedikleri sorulmuş 5700ü (%44.6)sı Dinimize göre haram olduğu için cevabını vermiştir.

 

Ülkemizde din eğitiminin kısıtlanması, gençliğimizin aslında içkiye, uyuşturucuya göz göre göre sürüklenmesinden başka bir şey değildir.

 

Temel eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkartılması, 15 yaşından sonra verilebilecek din eğitiminde pek fazla etkisi olmayacaktır. Bir düşünebiliyor musunuz!, içkiye başlama yaşı 12, din eğitimine başlayabilme yaşı 15-16 işte işin ucu burada kaçmaktadır.

 

Din eğitimi alkoliklerin koruyucu tedavisinde olmazsa olmaz şartıdır.

 

Din eğitimi başlı başına yeterli değildir. İlk okul 1. Sınıfta başlamak üzere "Zararlı Alışkanlıklarla Mücadele" dersi koymak ve sosyal hizmet uzmanları başta olmak üzere lise son sınıfa kadar, öğrencinin gelişim evreleri ve sorunları da dikkate alınarak hafta da en az 2 saatlik bir eğitim verilmelidir.

 

Ayrıca başta Yeşilay kolu olmak üzere “rehberlik kolları” aktif hale getirilmeli, okul yönetimleri ile aileler emniyetle de irtibatlı olarak, her ay bütün konularda ortak çalışma ve bilgilendirme faaliyetleri yapmalıdır. Bu çalışmaların bir parçası olarak içki sebebiye bir çok varlığını kaybeden kişilerin ibret dolu yaşamları mümkünse bizzat kendileri tarafından gençlere, öğrencilere aktarılmalıdır.

 

a. Ailenin Korunması

Bir diğer koruyucu tedbirde aile yapısının sağlamlığıdır. Çalışmamızın geçen bölümlerinde içki tüketiminin büyük şehirlerden kırsala gidildikçe arttığını, içki içenler arasında içki kullanmayan sağlıklı bir aile bağının yaşantısına sahip olanlarım hemen hemen hiç yok denecek kadar az olduğunu ifade etmiştik. Özellikle aile bağlarının ve sosyal oto kontrolünün yoğun olarak yaşandığı köylerimizde çocukların içki içmesi (12-15) yaş arası hiç rastlanmayacak bir olaydır. Ailede bozulmanın yaşandığı büyük şehirlerde oto kontrol de kalktığı için içki kullanımı gençlerde erken yaşlarda başlamaktadır.

 

Türk aile yapısı geleneksel sıcak bağlarını maalesef sosyal ve ekonomik şartlarında zorlamasıyla kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bunun faturası ise gençlerimizi içki ve uyuşturucu bağımlısı yaptırılarak milletimize ödettirilmektedir. Her boşanma en az bir alkolik doğması demektir.

 

b. Medyaya Düşen Görev

Medya; iletişim çağının bir çok faydaları yanında; yanlış kullanımdan doğan birtakım zararları da olmaktadır. Bugün neredeyse hiçbir film içki sahnesiz çekilmemektedir. Özellikle küçük yaştaki gençlerimiz TV'den izlediği yakışıklı aktör veya güzel film yıldızına özenmekte hatta kendisini onunla çoğu zaman özdeşleştirmektedir. Bu özenti genelde çok rahat olabildiği ve ucuz olduğu için içki içmeye teşvik etmektedir. Hukuken mecbur oldukları halde TV'lerin % 90'ı içki ve uyuşturucu ile mücadele için yapmaları gereken saat kadar program yapmamaktadır. RTÜK bu konuda takibat yapmalı haftada %10 civarında kötü alışkanlıklarla mücadele için zaman harcamayanları cezalandırmalıdır. İçki, sigara sahneleri de tamamen kaldırılmalı, eğer bu mümkün olduysa en azından kısıtlanmalı onlarda özendirici değil tiksindirici bir tarz verilmelidir.

 

Hele içki reklamı ne TV'lerde ne de gazetelerde asla yapılmamalı. İçki tüketimine ve satışına yasak getirilmeli.

 

c. Hükümetlere Düşen Görev

Bir taraftan içki ve sigarayla mücadele için Yeşilay'ı kuran, destekleyen devlet diğer yandan tekel aracılığı ile içki ve sigara üretmekte, halkının sağlığını korumak Anayasasında kendine verilen bir görev olduğu halde Devlet baba vatandaşını, çocuğunu zehirlemektedir. Bunun izahı mümkün değildir

 

d. Teşviklere Son

Bir çok içki şirketleri ise bayilik veya içkili restaurant açacaklara akıl almaz teşvikler vermektedir. 15-20 milyara varan kredi, 1-2 aylık içki bedava, ayrıca iç ve dış mekanın ilgili firmanın ürünlerinin reklamıyla süslenmesi, buzdolapları ve daha birçokları... Ne için? İnsanların daha fazla içkiye müptela olması için

 

Ruhsatta bazı belediyeler sorun çıkartıyor diye ilçelerde kaymakamlıklara, illerde valilere yetki verilmesi, cami, okul vb. eğitim kurumlarından en yakın 200 metre uzakta olmaları, kanunun uygulanmaması ise diğer teşvik unsurlarıdır.

 

e. İçki İçmek İmaj Konusu Yapılmamalıdır

İçki içmek bir marifet değildir. Belki de içki ile mücadelenin en can alıcı noktası burada yatmaktadır. Yıllar yılı kendi öz benliğinden kopartılma fırtınalarına tabi tutulmuş aziz milletimizin birçok evladı, maalesef bugün içki kullanmayı gelişmişliğin çağdaşlaşmanın bir göstergesi olarak görmektedir. Eğer öyle olsaydı çağdaşlaşmada Afrika ülkeleriyle değil içki kullanımında Dünya 3.sü olduğumuz gibi dünyanın en çağdaş gelişmiş, en modern 3. Ülkesi olurduk. Evet içki içmek bir çağdaşlık göstergesi değil; olsa olsa çağdaş olamama kompleksinin bir yansımasıdır. Modern çağdaş olma kriteri kişi başına düşen içki tüketimi değil, okunan kitap, harcanan kağıt miktarı,kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla miktarıdır.

 

f.  Alkol Temini Zorlaştırılmalıdır

18 yaşından küçüklere içki satışı kati bir şekilde yasaklanmalı. Cezai müeyyide uygulanmalı. Özellikle trafik güzergahlarında içkili lokanta ve bayi gibi yerlere asla izin verilmemeli. İçkiye çok büyük zamlar yapılmalı. 1 litre süt 250-300 bin lira, 1 litre içki 200 bin lira. Bu olmamalıdır.

 

Bence 10'dan sonra içki satışı yasaklanmalı. Alkollü araç kullananların ehliyetleri iptal edilmeli.

 

2. Hukuki Önlemler;

Kazalar başta olmak üzere işlenen suçlarda alkollü olanların tespit edilmesi halinde ceza 2 katına çıkmalıdır. Mevcut hukuki kurallar ve kanunlar icraata geçirilmelidir. Özellikle 3023 nolu bira kanunu yeniden düzenlenmelidir.

 

Sonuç olarak sorun içkiye bağımlı olmak değil; mesele 1 kez dahi olsa içmemektir. İçki ile mücadele edenler, esas burada direnmelidir. Bunu sağlamanın da yolu başta anne-babanın içki içmemesi ve zararlarını çocuğa yaşına, zekasına ve gelişimine paralel olarak aktarması. Okullarda gerek derslerle gerek kültürel faaliyetlerle gerekse okul yönetiminin birtakım uygulamalarıyla gençlerin bilinçlendirilmesi, Tv ve gazetelerin içkinin ferdi ve sosyal zararlarını öne çıkaran gençleri içki içmekten uzaklaştıran, film, açıkoturum vb. programlar yapması, bununla birlikte de reklam ve özentiye sebep olacak sosyal ve psikolojik çevrelerin oluşturulmaması gençlerimizin içkiye başlamaması için en önemli koruyucu tedbir odur.

 

Her şeye rağmen ya da bugüne kadar yapılan yanlış uygulamaların neticesinde alkolle başlandıysa ki 20 milyon vatandaşımız ki bunların yarıdan fazlası 35 yaş altı gençliğimiz içiyor. Üstelik bunların 5 milyonu da alkolik. Bunlara bir şeyler yapılamaz mı?

 

3. Alkoliklerin Tedavisi

Alkolik bir insanın tedavisi dünyanın en zor tedavilerindendir. En başarılı tedavi yöntemleriyle bile %80 başarısız olunmaktadır. Tedavinin en önemli unsuru alkol bağımlısının kişisel istek ve iradesinin gücüdür. Yoksa yakınlarının zorlamasıyla, hukuki birtakım yaptırımların etkisiyle alkol tedavisinde başarılı olunmamaktadır. Şu anda dünyada alkoliklerin tedavisinde 3 yöntem kullanılmaktadır.

 

a. İlaç Tedavisi

Alkolik olan şahıs önce çeşitli tahlillerden geçirilir. Eğer başka birtakım hastalıklar yoksa ilk aşamada bazı vitaminler kullanılır. Daha sonra antidepresanlar, sıkıntı giderici ilaçlar kullanılır. En sonunda da doktor kontrolünde olmak şartıyla disulfiram (Antabus) adı verilen halk arasında alkolden tiksindirici ilaç diye bilinen ilaç tedavisi yapılır ki bu takriben 1 yıl sürmektedir. Bu ilacı kullanan hasta alkol aldığında mide bulantısı geçirmekte ve kusmakta, alkolün vücuttaki yanma seyrinin de asetaldehit seviyesinde sayesinde iken durdurmaktadır. Bu iki sebepten dolayı şahıs alkolden soğumakta hatta tiksinti duymaktadır. Bunların haricinde vücuttaki bazı titreme ve sinirsel bozuklukların tedavisi için teskin edici ilaçlar kullanılmaktadır. Bu arada doktorun haftada en az bir defa kontrol etmesi çok önemli zira her an bir zehirlenmeye sebep olabilir. Yada karaciğer, kan, idrar bozukluklarına neden olabilir ki derhal ilacın kesilmeye mecburiyeti vardır.

 

b. Psikoterapi

Daha çok alkolik şahsın hastaneye yatarak konunun uzmanları tarafından ferdi olarak veya grup olarak ya da aile olarak terapi ve telkine tabi tutularak yapılır. Başarı oranı pek yüksek değildir.

 

c. Adsız Alkolikler-AA (Alcoholics Anonymous)

Bu yöntem ilk önce ABD'de uygulanmaya başlamış. Genel hatlarıyla daha önceden alkol kullanıp sonra bırakan kişilerle kilisenin birlikte yürüttüğü dini ağırlıklı telkin, tebliğ çalışmasıdır ki bugün (AA) tüm dünyada bu arada Türkiye'de de yaygındır. Bu gruplar çoğu zaman alkol bağımlısının başta eş ve çocuklarının meydana getirdiği küçük çalışma birimleri olarak da hizmet vermektedir.

 

Bu metodu biraz geliştirelim;

 

Bu gün ülkemizde özellikle sanatçı kesiminden bir zamanlar bu tür alışkanlıklara bağımlı olduğu halde daha sonradan bırakmış ve tövbekar olmuş pek çok ünlü vardır. Bunlardan Cüneyt Arkın gibi bazı kişiler çeşitli konferanslarla bu konuda çalışmalar yapmaktadır.

 

 

 

Önerilerimiz:

 

¨    Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan den konunun uzmanı 1 kişi

 

¨    İçkiyi bırakan ünlülerden 1 kişi

 

¨    Sosyal hizmet uzmanlarından 1 kişi

 

¨    Emniyet narkotik uzmanlarından 1 kişi

 

¨    Psikologlardan 1 kişi

 

 

 

Olmak üzere asgari 5 kişiden oluşan ekipler oluşturarak 3er 4er aylık telkin, tebliğ çalışmalarıyla, alkolik pek çok kişinin tedavisinde etkili olacağı inancındayız.

 

Ayrıca söz konusu ekip alkolle mücadele eden Yeşilay, Amatem, Umatem vb. kurum ve birimler, hastanelerin psikiyatri klinikleri ile konu ile ilgili çalışmalar yapan gönüllü kuruluşlarla koordineli olarak; panel, konferans, açık oturum, tedavi seansları düzenleyebilir.

 

 

 

 

Alkol vb. kötü alışkanlıklarla mücadeleyi amaçlı kurulan derneklerin çalışmaları çocukluğumuzdan beri Yeşilay Cemiyetini hep biliriz. Ancak itiraf etmeliyiz ki bu cemiyet devlet tarafından yeterince desteklenmemektedir. Her ilde Yeşilay Cemiyeti yoktur. Olsa bile herhangi bir kadrolu eleman çalıştırma imkanı da yoktur. Böylesi büyük bir problem olan alkol, uyuşturucu vb. bağımlılıklarla yapılan mücadelede elimizde bulunan yegane dernek olan Yeşilay en az Kızılay kadar desteklenmelidir.

 

Gönüllü kuruluşların çalışmaları konusunda önemli bir noktada, söz konusu kuruluşların söyledikleriyle, yaşantılarının, yaptıklarının uyum sağlamasıdır. Akşama kadar alkolün, alkol bağımlılığının zararları konusunda konferans verilebilir. Bir dernek yetkilisi akşam yemeğinde bir 35’lik rakıyı bitiriyorsa elbette yaptığı çalışmanın muhataplar üzerinde en ufak bir etkisi olmaz çünkü en güzel öğüt yaşanılarak verilen öğüttür.

 

Alkolle mücadele konusunda gönüllü teşekküllere fonlar ayırmalı, devletin denetiminde diğer kamu-özel kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak yıllık çalışma planları hazırlanarak, bir taraftan alkol bağımlıları tedavi edilirken diğer yandan da alkolü bırakanlar çeşitli kampanya ve ödüllerle özendirilmelidir.

 

Bütün devlet ve özel hastanelere alkolle mücadele birimleri kurulmalı ve alkol tedavileri ücretsiz olarak yapılmalıdır. Zira alkolik olan kişi artık toplumun bir problemi olmuştur, onun tedavisinde bir anlamda kamunun görevi haline almıştır.

 

Hepsinden önemlisi de kişileri alkolik olmaya zorlayan maddi ve manevi sebepler iyi tespit edilmeli ve ortadan kaldırılmalıdır. Asıl olan sivrisineklerin tek tek öldürülmesi değil bataklığın kurutulmasıdır.

 

3. Uyuşturucu ve Gençlik

Çalışmamızın başında uyuşturucunun tanımı, çeşitleri, tarihsel seyri, dünyadaki uyuşturucu trafiği ve Türkiye'nin uyuşturucu piyasasındaki yeri konularında detaylı bilgiler vermiştik.

 

Bu bölümümüzde Gençlerimizin uyuşturucu ile olan ilgi, problem vb. ilişkilerini işleyeceğiz.

 

Uyuşturucu; maddi planda gelişmiş ülkelerin gençliğinin baş belası. İnsanı maddi planda adeta harcamasına besleyen, manevi değer olarak ona açlığı, boşluğa mahkum eden, milli ve manevi değerleri yok etmeyi, gelişmenin birinci şartı gören materyalist, pozitivist bir felsefe ve yaşam tarzının ürünü olarak Türkiye'mizde de söz konusu fikri akımın gücü nispetinde de yayılma göstermiştir.

 

Bir yanda ekonomik gelir dağılımındaki uçurum, diğer yanda milli ve dini değerlerdeki erozyon, medyanın yönlendirmesiyle imkan ve kural tanımaz bir hız alan israf toplumu. Ve tabi ki işsizlik göçle birlikte zayıflayan aile bağları ve sokağa salınan çocuklarımız... üstelik doğu ile batıyı, kuzey ile güneyini birbirine bağlayan dünyada yakalanan uyuşturucu maddenin %40’ı kendi üzerinde yakalanan uyuşturucu trafiğinin ana arterlerinden birini oluşturan jeopolitik öneme haiz bir ülke...

 

Bu sebeptendir ki büyük şehirlerimizdeki uyuşturucu kullanımı gençler arasında %8'lere varan Türkiye ortalaması %4, 5-5'lere çıkmaktadır.

 

Türkiye gençliğinin uyuşturucu problemini incelerken iki ana başlık altında konuya değinmek gerekir. Çünkü her iki uyuşturucu yöntemi zaman zaman birbirlerinin devamı, zaman zaman da apayrı kulvarlarda görülmektedir. Şöyle ki gençlerin akli dengesini bozan uyuşturucuya başlaması zaman olarak 9-10 yaşlarında, uçucu diye adlandırılan Bali, Uhu, Tiner vb. maddeleri koklamasıyla başlıyor. 13-14 yaşlarından sonra da esrar ve eroine devam ediyor. Bu dönemlerde ekonomik durumla da paralel olarak pek çok uyuşturucu çeşidi gençliğin başta aklı, düşüncesi olmak üzere pek çok güzelliğini vasfını bitiriyor.

 

a. Uçucu Bağımlılığı

Solunum yoluyla (koklanarak) insan beyninin uyuşmasını sağlayan, daha çok günlük hayatta kullandığımız çeşit boya incelticileri (tiner gibi), bazı yapıştırıcılar (uhu, bali gibi) temizleyici pek çok ürünün devamlı, haftada bir den günde 4-5 defaya kadar kullanımına gencin bağımlı olması haline diyoruz. İlk başlangıçta haftada 1 kez genci kendinden geçirirken 1-2 ay zarfında haftada 3-4 kez kullanmaya 5-6 ayda da günde 1-2 kere ve nihayet her gün 4-5 kez bütün uyuşturucu maddeleri koklamaya mahkum ediyor.

 

 

 

 

 

 

UÇUCU kullanımında ilk 15 sırayı alan illerimiz ve oranları:

 

İl

 Yüzde (%)

 

1.   Muğla

 %12.9

 

2.   Kocaeli

 %12.8

 

3.   Sivas

 %12.4

 

4.   Eskişehir

 %11.9

 

5.   İzmir

 %11.1

 

6.   Antalya

 %11.1

 

7.   Denizli

 %9.1

 

8.   İstanbul

 %8.6

 

9.   Erzurum

 %8.6

 

10. Van

 %8.4

 

11. Trabzon

 %7.7

 

12. Malatya

 %7.1

 

13. Adana

 %6.7

 

14. Ankara

 %5.8

 

15. Diyarbakır

 %3.8

 

 

 

 

Yukarıda ki oranlarda dikkat çeken husus, Turizm bölgeleri ve göç alan illerimizin gençlerinin uçucu bağımlılığı bataklığına diğer illere oranla daha çok düştüğü gerçeğidir.

 

Büyük şehirlerde daha müreffeh bir hayat özlemi ile göç eden bu aileler, bu şehirlerin şartlarında, yaşama, iş bulma gibi bir çok işlev yerine getirmekte şehrin kenar mahallelerine yerleşmekte kısa bir süre içinde elindeki birikimi de yok olmakta aile içi huzursuzluklar kavgalar ve dayaklar ve dayanılmaz bir ortam oluşmakta ve çocuk evden kaçarak adeta kendini kurtarmakta kurtardığı yerlerde ise onu daha büyük tehlikeler beklemekte dit.

 

Büyük şehirlerin acımasız sokakları türlü türlü tuzaklar, çeteler, tehlikeler doludur. Sarhoşu, sadisti, esrarkeşi, sapığı, hırsızı ne varsa hep bu sokaklardadır. Kötüde olsa korumacı aileden korumasız --vahşi sokaklara düşen çocuk bu çileye tek başına dayanamayacağını anlar ve zaten hazırdan 7-8- kişilik guruplardan birine dahil olur artık o gurup onun her şeyidir. Grubun davranış biçimi istekleri, hedefleri, yaşam tarzı ne ise çocuğunki de o olur. Ailede bulamadığı ilgiyi yardımlaşmayı, dayanışmayı da orda bulur. Bu acı hayata dayanmasının bir yolu da tiner, bali k0oklamaktır. Çocuk ancak uyuşunca bir müddet rahatlamaktadır. Önceleri haftada bir kez yeter sonra haftada 3-4 kez daha sonra günde bir kez ve nihayet günlük 4-5 kez uyuşturucu koklanır. Beş yılda beyin tamamen bitmektedir.

 

Uyuşturucu yalnız sokak çocuklarının düşebileceği tuzakta değildir. Yapılan araştırmalar çok normal sıradan ailelerde bile çocukların uçucu kullanma alışkanlığına yakalandığını göstermektedir.1999 da şişlide bir ilk öğretim okulunda bali koklayan (12-13) yaşlarında iki çocuğun yakalanması ile başlayan tahkikattı aynı okulda 50 kadar çocuğun uçucu bağımlısı olduğu ortaya çıkmıştır. İstanbul’un Şişli ilçesi gibi kültürü ve gelir düzeyi nispeten daha yüksek olan kesimdeki bu yüksek rakam son derece düşündürücüdür. Genci uçucuya yönlendiren etkenler arasında uzmanların durduğu bir çok etken bulunmaktadır.

 

1. Uçucu Madde Bağımlılığın Sebepleri

Bir çoğumuz eskiyen mobilyalarımızı evde boyatırız veya taze boya ile eve getiririz o boya ve tiner kokusu çocuğunuzun bir anlamda bilinç altına yerleşir ve bir gün bağımlı olur.

 

Küçük yaşlarda oto tamirhaneleri. kaportacı, mobilyacı vb iş yerlerinde çalışan çocuklar bir müddet sonra bu ortamın kokusuna bağımlı olmaktadır.

 

Yukarıda ifade ettiğimiz huzursuz aile ilişkilerinden sokakları dayanılmaz çilesine ek olarak sokak çetelerinin tasallutu

 

Merak bir kez denesem bir şey olmaz gibi yanlış bir takım anlayışlar.

 

2. Uçucu Madde Bağımlı Sayımız

Tahmini olarak 25-30 bin arasında uçucu madde bağımlısı olduğu tahmin edilmektedir. İstanbul da yaklaşık 5000 bali, tiner bağımlısının olduğu kabul edilmektedir. Uçucu bağımlıları daha çok büyük şehirlerde bulunmaktadır. Kırsalda hemen hemen “O”a yakın bağımlı oranı vardır. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Kocaeli gibi büyük ve göç alan şehirlerimiz ülkemizde sokak çocuklarının ve uçucu bağımlılarının en yüksek olduğu illerimizdir. Büyük şehirlerde uçucu bağımlımız %8,1 toplam Türkiye genelinde ise Gençlerimizin %4,6 sının aralıklı olarak veya sürekli uçucu kullandığı tahmin edilmektedir.

 

Bu konuda sayının tespitinin tam bilinememesi çocukların toplum ve araştırmacıların ilgisinden kaçmalarından ve sürekli guruplar halinde semt değiştirmelerinden kaynaklanmaktadır.

 

3. Yaygınlaşmasının Nedenleri

Elde edilmesi çok kolay, bütün kırtasiyelerde, nalbantlarda, hatta seyyar satıcılarda bile uçucu maddeler bulmak mümkündür.

 

Temininde satın alınmasında yasal engelin olmaması her ne kadar İstanbul gibi bazı valilikler 18 yaşın altındakilere bu tür madde satışını yasaklamışsa da bundan pek çok esnafın bile haberi yoktur. Olanlarda denetlenemediği için uygulanamıyor.

 

Son derece ucuz olması. Bir sigara parasına bile bağımlılık yapan madde temin edilebiliyor.

 

 Uçucuların 1-2 dakika içerisinde insan zihninde etkisin göstermesi.

 

Kişide bazı olağan üstü cesaret, özgürlük gibi hisler uyandırması.

 

Denetim eksikliği ve hukuki mevzuatın yetensizliği.

 

4. Zararları

En yalın ifade ile bütün uçucular bir anlamda zehirli gazdır.

 

İnsanın en önemli organları olan kalp, beyin, karaciğer ve ak ciğerlerini tahrip ve tahriş etmektedir.

 

Bağımlı kendine ve çevresine şiddet uygulamaya çık müsait bir haldedir. Eşya kırmak gibi, bir yerden atlamak gibi anormal davranışlara girebilir.

 

İntihar, sakatlanmalar, uçucu bağımlılarında sıkça görünen davranış bozukluklarıdır.

 

Cinsel suçlar başta olmak üzere bütün suçlarda yönlendirme riski artmaktadır.

 

Bunların haricinde içki kullanımında oluşan bireysel ve toplumsal zararların tamamı uçucu kullanan gençlerde görülmektedir.

 

5. Çocuğumuzun Uçucu Kullandığını Nasıl Anlarız?

Eğer çocuğumuzun iştahı azalmış, okuldan kaçıyor, haksiz, isteksiz, sizden kaçmak isteyen, sinirli, unutkan, uyurgezer bir tarzda görünüyor. Konuşurken sık sık uyuşturucu aleminde kullanılan (uçmak, iyi olmak, sinyal vermek ) gibi argo konuşuyorsa size karşı bir meydan okuma tavrı içinde gibi davranışlar dan bir kaçını gösteriyorsa muhtemelen sizin çocuk uyuşturucu koklamaya başlamıştır.

 

a)        Fiziksel olarak ağız etrafında uçuğa benzer noktalar, yüzde ve vücutta yanığa benzer kızarık noktalar olur. Üzerinde keskin bir şekilde uçucu kokusu veya elbisesinde yapıştırıcı lekesi ve çeşitli uyuşturucu kutuları bali, uhu, buna benzer vb boş olarak odasında veya çantasında ise çocuğunuz uçucu madde kullanmaya başlamış olabilir

 

b)        Çocuğunuz çevresinden nefret ediyor, saygı ve sevgiyi artık yok sayıyor, küçük çocukları acımasızca dövüyor kendisinden büyük olanlara kafa tutuyor, bir sarhoş gibi davranıyorsa, eşyaya zarar veriyorsa sizin çocuğunuzda uçucu ile tanışmış demektir.

 

c)        Çocuğunuz pahalı hediyeler alıyor, sizin bilginiz dışında 3-4 der saatlik ortadan kayboluyorsa çocuğunuz büyük bir ihtimalle uyuşturucuya başladı. İhtiyacı olan para içinde hırsızlık gibi başka suçlara da tevessül ediyor.

 

d)        Bunların haricinde sizler Anne Baba olarak da çocuğunuzun yüzüne bakınca bir hata bir suç işlediğini anlarsınız.

 

Şu yada bu sebeple çocuğunuz uçucu bağımlısı ise ne yapmalıyız.

 

b. Çözüm

Uçucu Madde bağımlılığı probleminin çözümü dört ana başlıkta toplayabiliriz ki bunlar aslında sebepler bahsinde geçen çeşitli etkenlerin ortadan kaldırılması tedavi ve denetim mekanizmalarının işletilmesidir.

 

1. Aile Huzuru

Çözüme öncelikle aile yapısının sağlam olarak kurulmasından ailenin eğitiminden anne ile babanın birbirleri ile olan ilişkileri, çocukları ile olan diyalogların da nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda iyi eğitim sağlanmasından başlanmalıdır. Milletimizin temel hücresi olan aile inancımızın gerektirdiği manevi değerler üzerine bina edilmesi halinde baba annenin kendisine Allah'ın emaneti olduğu inancı ile annede eşini memnun etmenin kendisi için dünya ve ahiret saadeti vesilesi olduğu düsturu ile sevgi saygı dolu bir aile olmalıdır. Anne baba asla çocukların huzurunda kavga etmemeli hele şiddet asla olmamalıdır. Sokak çocuklarının büyük çoğunluğu evdeki durum yüzünden evi terk etmişlerdir. Eğer çocuğunuzun bir şekilde uçucu kullandığını tespit edersek yapmamamız gereken en önemli şey ona bağırmak, baskı kurmaktır zira böyle bir davranış çocuğu büsbütün sokak çetesinin kucağına iter. Yapmamız gereken ona dostça arkadaşça yaklaşmak onu her türlü kötülükten beladan koruyabileceğimizi sevgi ile ona anlatacağız hissettireceğiz.

 

2. Çocuk Aile İlişkisi

Anne Babaların çok önemli, bir görevi de şudur çocukların uçucu gibi bir takım kötü alışkanlıklara % 80 oranında saat 15-18 sularında ilk defa başlamaktadır. bu saatlerde çocuğunuzun nerede olduğu kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat edilmelidir.

 

3. Eğitim

Üçüncü en önemli çözüm ise Eğitimdir, Milli eğitimimizin bu nevi belalara karşı kuruma konusunda büyük sorumluluğu vardır. Gençlerimizin özellikle somut düşünceden soyuta geçme yaşı olan 9-12 yaşları psikolojik bir çok sorunların gelişim ve ergenlik döneminin ilk yılları olan 14-15 yaşları son derce kritik dönemlerdir. 9-12 yaşlarında kendini tanımaya başlayan gence manevi bir destek şarttır. Bu elbette ki dinin eğitimdir. Milli eğitimimizin din eğitimini 15 yaşından sonra başlatarak gençlerimizi en büyük tehlikeye kendi elleri ile atmıştır. 9-10 yaşlarında temeli atılmamış olan din eğitimi ergenlik döneminden 15 yaşından sonra hemen hemen hiç bir tesir bırakmaz çünkü nefsi uyanmış gencin kafası onlarca sorun çelişki ve problemlerle cebelleşmektedir. Uyuşturucu ve uyuşturucu kullanımı konusunda temel eğitimin 8 yıla çıkarılması son derece faydalı olmuştur. Zira yukarıda ifade edildiği gibi uçucu bağımlılarının sadece % 5-6 civarında olan kısmı orta okul mezunudur.

 

Ancak ileri dönemler için en sağlıklı eğitim ilk öğretimin 2 kademesi olan 6 7 8 sınıflarda sağlam detaylı kaliteli din eğitiminin verildiği bir eğitimdir. Bu mücadele aynı zamanda yaygın eğitimde desteklenmelidir.

 

DİB, medya yayın saatlerinin en az %5 i bütün zararlı alışkanlıklarla mücadeleye ayırmalıdır. Üçü ile direk en direk mücadele eden dernekler, vakıflar birbirleri ile koordineli ortak bir eylem planı çerçevesinde yerel ve genel yönetimlerin desteği ile kampanyalar yürüterek büyük başarılar sağlaya bilirler.

 

4. Hukuki Ve Polisiye Tedbirler

Bugün ki merci hukuk uçucu ile mücadelede maalesef yetersizdir. Polis uçucu madde bağımlısı çocukları yakalıyor ailelerine teslim ediyor ellerinden gelen biraz nezarette tutmak ve ailelerine teslim etmek uçucu madde bağılıları ile ilgili özel polis birimi oluşturulmalıdır. Bu birim aynı zamanda bir takım özel yetkiler donatılmalı yakalanan çocukların uzmanların koordinesin de belirli bir plan çerçevesinde yapılmalıdır.

 

Üniversitelerin Gençlik sorunları konusunda bilimsel projeler hazırlanmalı özendirilmeli ve çözüm bilimsel projelerde aranmalıdır.

 

Uçucu bağımlıları 7-8li gruplar halinde yaşamaktadırlar uzmanlar bu gruptan ayrılarak tedavi edilmeye çalışılan genlerde başarı oranı %2 bile ulaşamamıştır. çünkü grup psikolojisi bu bağımlılığın en önemli etkenidir. bu konu tedavide göz önüne alınarak bir gurup tedavisi yapılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

B.        İŞTE PROJEMİZ

 

 

Projenin adı        : Eğitim köyleri projesi

 

Eğitim süresi      : (1 ila 4 ay arası)

 

Yeri                    : Göç alan büyük şehirlerimizden 15 ilimiz.

 

Alan                    : 100 er dönümlük alan üzerinde kurulan paket proje

 

Eleman İhtiyacı  : İhtiyaca göre 25 ila 35 arasında değişen teknik, idari ve hizmet personeli

 

 

 

UYGULAMA ŞEKLİ

 

 

 

Türkiye'nin uyuşturucu ve uçucu bağımlılığı konusunda en yüksek orana sahip 15 büyük şehrin merkezi yakın uygun bir yerinde belediye 100 dönümden az olmayan bir araziyi tahsis ederek bu araziye 1 adet okul (ilk öğretim ve site) 4-5 adet sanat ve beceri kursu grup halinde bağımlıların kalacağı 5 daire ayrıca gerekirse bağımlı çocukların ailelerinde kalacağı 10 daire spor Salonu kültür ve sanat merkezi ve ziraat amacı ile kullanılan ağaçlı bahçe bunlara ek olarak bir satış mağazası (üretilen ürünlerin satılması için.)

 

Yukarıda ifade edilen isimlerin oluşturduğu ve yeterince uzman kadro ile donatılmış bir köy bu köyde bir adet psikolog doktor bir adet din adamı bir adet gelişim uzmanı bir adet spor hocası bir adet tiyatro müzik gibi sanat hocaları. Ve ihtiyaca göre diğer uzmanlar. İstihdam edilecek 4—5 aylık eğitimler verilecek ayrıca eğitimden geçen çocuk ve ailesine iş imkanı sağlanacak ümit ediyoruz ki bu proje uçucu bağımlısı gençlerimizi bu beladan kurtaracaktır.

 

 

 

 

 

 

İlaçla tedavi bağımlıların tedavisinde uzman doktorların gözetiminde bağımlılık yapan bazı ilaçlarla tedavi yapılmaktadır. tiner bağımlısı vb maddelerin kullanıldığı iş yerlerinde çalışan gençlere yoğurt süt gibi yiyecekler bolca verilmeli.

 

Bu gün dünyanın pek çok ülkesinde uçucu bağımlılığına karşı başarılı çalışmalar yapılmıştır bunlarda en önemlisi ‘de koklanan bali, tiner vb Maddelere “tiksindirici kimyasal bileşim” katarak koklayanda tiksinti meydana getirmek şeklinde olmuştur.

 

1984 yılından bu yana bir çok gönüllü kişi ve kuruluş hükümet yetkililerine bağımlılık yapan maddelere tiksindirici bileşimler katılması için defalarca baş vuruda bulunmuşlardır. Buna rağmen henüz bir kanun bir kararnamenin çıkmaması son derece dikkat çekici bir durumdur. acaba gençliğimizi zehirleyen uçucu üreticileri birileri tarafından korunuyor mu? şeklinde şüphelere sebep olmaktadır.

 

Sonuç olarak uçucu bağımlılığının temelinde tahsilsizlik ekonomik sıkıntılar, ailevi problemler ve şiddetle beraber göç sorunları yatmaktadır. Çözüm ise bu sorunların giderilmesinde yatmaktadır. bu çözümde yerel yönetimlerin emniyetin, konu ile mücadelede amaca yönelik hizmet veren gönüllü kuruluşların ve üniversitelerin koordineli çalışmaları en büyük başarı sağlayacak niteliktedir.

 

C.        UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞININ GENÇLİĞİMİZ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Çalışmamızın başında uyuşturucuya tarihsel seyri, Dünyadaki piyasası, uluslararası uyuşturucu trafiği ve dünyadaki uyuşturucu bağımlısı konusunda yeterince bilgi vermiştik.

 

Dünya uyuşturucu trafiğinin ana arteri konumunda ki Türkiye'miz de üzülerek ifade etmeliyiz ki uyuşturucu bağımlılarımız aritmetik olarak katlanarak artmaktadır.9-10 yaşlarında sigara, bali, tiner ile başlayan zararlı alışkanlıklar 12 yaşında alkolle aşama kaydetmekte 14-15 yaşlarında esrarla uyuşturucu batağına en önemli adımı atmaktadır.

 

1. Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde bırakamaması, İstemesine rağmen bir türlü bırakamaması, kullandığı maddenin dozunu sürekli olarak artırması, söz konusu maddeyi bulamadığında ise sistem dışı depresyonlar, akli denge bozuklukları, gibi bir çok değişik davranışların yaşanması hadisesine denir.

 

Bu bağımlılık esrar, eroin, afyon, exlası vb maddelere ise buna uyuşturucu bağımlılığı denir.

 

Bağımlı söz konusu uyuşturucuyu bulmak için hırsızlık, gasp, fuhuş, gibi her türlü gayri meşru çareye, yola baş vurmaktadır. Her hangi bir sebepten bu maddeler bulunamadığı zaman kas ağrıları, uykusuzluk, ishal, gibi fiziksel, sıkıntı, huzursuzluk, depresyon, sınırlılık, saldırganlık, kendini yerden yere atma gibi ruhsal belirti ve davranışlar gözlenir.

 

2. Kimler Bağımlıdır?

Hemen ifade edelim ki herkes olabilir. Hiç bir Anne Baba “Benim çocuğum uyuşturucu kullanmaz yada bağımlı olmaz” yanlışına düşmemelidir. Zengin çocuklarımızın uyuşturucuya alıştırılmaları para sızdırma amacına yönelik olmakla beraber fakir aile çocuklarının, sakat çocukların uyuşturucuya alıştırılmaları da satış ve dağıtımla birlikte kurye ve diğer faaliyet amacına yönelik olarak uyuşturucu sektörünün ele başları tarafında kullanılmaktadır.

 

Çocukluktan gençliğe adım atmakta olan 14-15 yaşlarındaki gençler en büyük risk gurubudur. Çünkü, ergenlik çağı sosyal ve biyolojik değişimlerin, duygusal dalgalanmaların yaşandığı aile ve toplum ile çatışmaların belirginleştiği, guruplaşma ve arkadaşlık ilişkilerinin önem kazandığı çalkantılı bir dönemdir.

 

Bu yaşlarda ki gençlerin ailelerinin boşanmış, sorunlu, sevgi ve ilgi eksikliği aile içi şiddet, çocuğa baskı ve dayak gibi vb. sorunları genci uyuşturucu batağına adeta zorla itmektedir.

 

Uyuşturucuya meyyal gencin psikolojik yapısı ani tepki verir saldırgandırlar, bazılar aşırı itaatkar içine kapanık ve sıra dışı davranış bozuklukları gösterir niteliktedir.

 

3. Gençlerimiz Uyuşturucuya Nasıl Başlıyor?

Uyuşturucuya başlamış olan gençlerimize ilk defa nasıl uyuşturucu kullandınız? Sorumuza verdikleri cevaplar bize son derce önemli bir ışık vermektedir.

 

 

 

 

Uyuşturucu kullanan 1000 gence nasıl başladınız? Diye sorduk.

 

ü         538i arkadaş gurubunun etkisi ile %53

 

ü         191 i merak ettiğimden %19

 

ü         165 i Bir arkadaşın etkisi ile %16

 

ü         32 i her hangi bir zararı düşünmeden %3

 

ü         84 ü farklı sebeplerden %8

 

Ankete katılan gençler neden devam ediyorsunuz? Sorusuna ise sıkıntılardan kurtulmak, sorunlardan bunaldığım için cevabını vermiştir ki bu son derece düşündürücü bir cevaptır.

 

4. Gençlerimizi Uyuşturucuya Çeken Tuzaklar

Çay, eğlence, yaş günü vb. partiler, bar, diskotek gibi gençlerin arkadaş gurupları ile topluca eğlenmek için gittikleri ortamlar en büyük tuzak niteliğindedir.

 

Bütün partiler masum gençlerimizi her türlü hilelerle fuhuş dahil pek çok alışkanlıklara iten ihanet tuzaklarıdır.

 

Türkiye de sıradan toplantılara, kutlamalara izin vermemek için akla hayale gelmedik engeller çıkaran yetkililerin bütün partilere hiç bir engel, denetim yapmamaları son derece manidardır. Davet ilanlarındaki bedava ikramlar aklı selim hassas herkesi haklı olarak bazı şüphelere sevk etmektedir

 

Resmi okulların mezuniyet balolarında ki medyaya yansıyan sahneler bir ihanetin vesikaları değil midir?

 

Gençlerimizin bu tür uyuşturma tuzakları dış düşmanlar ve onların içimizdeki ajanlarının sinsi bir planıdır.

 

Yapılan bir ankette %5 oranında uyuşturucu kullanmaya dinlediği bir “uyuşturucu konferansı sonrasında kendisinde uyanan ilgi den dolayı başladığını söyleyenlere rastlanmasında yapılan mücadelede pedogoji ve anlatım tarzının önemini ortaya koymuştur.

 

Enteresan bir sebepte çeşitli yiyecek ve içecek maddelerine bilerek veya bilmeyerek uyuşturucu katılmasıdır.

 

Bazı simitçi fırınlarının sırf gençler alışsın diye simitlere esrar, eroin tozu serpiştirildiğinin narkotik tarafından açıklanması, dehşet verici bir ihanettir. Ayrıca kolalı içeceklerde uyuşturucuya giden bir kaç yol olmaktadır.

 

5. Gençlerimizi Uyuşturucuya İten Sebepler

a.    Anne babanın kendi aralarındaki ve çocuk ile olan sorunların, çocuklarda oluşturduğu sevgisizlik psikolojisine bağlı olarak kötü arkadaşlara terk edilmesi ve onların uyuşturucu kullanmaya yönelik tektin ve baskıları.

 

b.    Manevi değerlerdeki dejenerasyon. Dini bilgi ve motivasyon eksikliği.

 

c.    Televizyonlardaki özendirici nitelikteki film vb. programlar.

 

d.    Bilgisizlik. Genç uyuşturucu ve zararları konusunda derinlemesine bilinçlendirilmiyor.

 

e.    Merak. Kendine çok güvenen pek çok genç dener bırakırım diyor ve bırakamıyor.

 

f.     Moda; Özellikle manevi değerlere uzak topluluklarda uyuşturucu kullanımı adeta bir moda halini almıştır.

 

g.    Ergenlik döneminin karakteristik özelliklerinden olan, kendini ispatlama isteği, tehlikeden hoşlanma istidadı ve bir takım eksikliklerin yansıması.

 

h.   İnanç eksikliğinden kaynaklanan buhran, kaygı ve strese dayanamayan genç rahatlamak ve unutmak amacıyla uyuşturucuya başlıyor.

 

i.      Materyalist felsefeye dayanan, kişinin manevi ihtiyaçlarını hiç hesaba katmadan, gence başta cinsellik olmak üzere, egosunu tatmin, çıkarlarını ön plana çıkaran insani ve İslâmi değerleri yok sayan eğitim felsefesi.

 

j.      Milli değerlerimizin yozlaşması ve yabancı kültürlerin kokuşmuş hastalıklarını kültür adı altında topluma sunmak ki biz buna uyuşturucu kültürü diyoruz.

 

k.   Ülkemizin uyuşturucu güzergahlarının ana arteri olması ve buna paralel olarak iç ve dış hainlerin maddi çıkar ihtiraslarına gençliğimizi alet etmeleri.

 

l.      Mafyanın ağına düşen sokak çocuklarının içinde bulunduğu içler acısı şartlar.

 

m. Hukuki mevzuat yetersizlikleri.

 

n.   Okul yöneticilerinin – Ailelerin koordine eksikliği ve çocukla ilgideki zafiyetleri.

 

o.    Büyük şehirlerde gitgide yok olan sosyal oto kontrol sistemi.

 

p.    Ailelerdeki genetik olarak uyuşturucu bağımlılığının çocuğa kalıtsal olarak intikali.

 

Elbette daha onlarca sebep buluna bilir. Ancak bu kadar izahat gençlerimizin uyuşturucuya başlamada hangi etkenlerin rol oynadığını göstermektedir.

 

6. Uyuşturucu Bağımlı Sayımız

Yapılan araştırmalarda muhtelif rakamlar verilmekle beraber dünya uyuşturucu kullanım ortalaması % 3 ila 4.2 arasında değişmektedir. Türkiye’ye geldiğimizde dünya ortalamasında yarım puan daha fazladır. Yani % 4.6

 

Türkiye’de her yıl 35-40 kişi uyuşturucu kullanımından ya krizden veya aşırı dozdan ölmektedir. Alkolden ölenleri de kattığımızda 350-400’e çıkmaktadır.

 

Ülkemizde 5 milyon ilaç bağımlısı olduğu uzmanların son uyarısı 2.600.000 uyuşturucu bağımlılığımız var ki; bunların çoğu büyük şehirlerimizde oran % 5-6’lara kadar yükselmektedir.

 

Uyuşturucuya genellikle esrarla başlanıyor. Bunun sebebi üretimin kolay olmasıdır. Balkondaki saksıda bile esrar yetiştirilmektedir. Uyuşturucu kullananların % 55’i esrar kullanmaktadır.

 

7. En çok Kullanılan Uyuşturucu Kullanım Oranı

           % 4.2   Esrar

 

           % 4      Ucu madde

 

           % 0.7   Eroin

 

           % 0.9   Kokain

 

 

 

 

8. En çok Uyuşturucu Kullanılan İllerimiz, Uyuşturucu Çeşitleri Ve Oranları

 

 Esrar

 

 

 Eroin

 

 

 Kokain

 

 

1

 İzmir

 %4.0

 1

 Muğla

 %4.1

 1

 Antalya

 %2.2

 

2

 Diyarbakır

 %3.6

 2

 Adana

 %2.5

 2

 Adana

 %2.1

 

3

 İstanbul

 %3.5

 3

 Antalya

 %2.5

 3

 İzmir

 %1.8

 

4

 Muğla

 %3.4

 4

 Ankara

 %1.6

 4

 Denizli

 %1.7

 

5

 Adana

 %3.2

 5

 İzmir

 %1.6

 5

 Ankara

 %1.4

 

6

 Antalya

 %3.2

 6

 İstanbul

 %1.6

 6

 Eskişehir

 %1.3

 

7

 Kocaeli

 %2.5

 7

 Denizli

 %1.3

 7

 İstanbul

 %1.2

 

8

 Denizli

 %2.4

 8

 Eskişehir

 %1.2

 8

 Sivas

 %1.0

 

9

 Eskişehir

 %2.2

 9

 Kocaeli

 %0.8

 9

 Erzurum

 %0.9

 

10

 Sivas

 %1.9

 10

 Malatya

 %0.8

 10

 Diyarbakır

 %0.5

 

11

 Ankara

 %1.7

 11

 Sivas

 %0.8

 11

 Trabzon

 %0.5

 

12

 Erzurum

 %1.7

 12

 Diyarbakır

 %0.5

 12

 Muğla

 %0.04

 

13

 Trabzon

 %1.6

 13

 Trabzon

 %0.5

 13

 Kocaeli

 %0.04

 

14

 Van

 %1.5

 14

 Erzurum

 %0.08

 14   Malatya  %0.04

 

15   Malatya  %0.6

 15  Van  %0.04

 15  Van  %0.04

 

 

9. Uyuşturucunun Zararları

      Bir uyuşturucu uzmanı “uyuşturucu çok sektörlü, çok faktörlü bir konudur” demektedir. Sayıları az olsa da rantları tahminlerin çok üzerinde olan bu toplum katillerinin geleceğimiz, zinde gücümüz gençlerimizin şahıslarına ve topluma verdikleri zararın para ile hesaplanması aslında mümkün değildir. Zira insan hayatına paha biçilmez.

 

10.        Ferdi Zararlar

Uyuşturucunun ana hedefi beyin ve sinir sistemidir. Uyuşan beyin ve sinirler, şuursuz ve istem dışı kontrol edilemez bir insan meydana getirmektedir ki, buna insan demek aslında insanlığa bir hakarettir. Bu durumdaki bir bağımlıda psikolojik akıl ve sinir hastalıklarının oluşması kaçınılmazdır. İşte akıl ve sinir hastalıkları:

 

-       Şizofreni, akıl ve hafıza kaybı

 

-       Çeşitli halüsilasyonlar görme

 

-       Depresif hastalıklar

 

-       Ölüm arzusuna dayalı intiharlar

 

-       Bilumum korkular, endişeler, vehimler

 

-       Bir takım yer ve zamanlarda karıştırmalar

 

-       Karaciğer, kan, kalp ve böbrek hastalıkları

 

-       Erkeklerde iktidarsızlık

 

Nefes darlığı, öksürük, kalp sıkışması hatta solunum felci ve ölümler ilk kullanım veya aşırı doz kullanımında oluşan zehirlenmeye bağlı meydana gelir.

 

11.        Toplumsal Zararlar

Toplum ailelerden oluşmaktadır. Aileler ise karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı akıl ve mantığa güvenen kişilerden oluşmaktadır. İnsanı insan yapan en önemli bir unsur olan Akılın baş düşmanı uyuşturucudur. Bu sebepten cinayetler, boşanmalar, kazalar, intiharlar, ülke ekonomisine olan zararlarının yanı sıra bir yan sektör olarak fuhuş, gasp soygun gibi bir çok sosyal cinayetler hep uyuşturucunun zararlarındandır.

 

Ayrıca şırınga ile kullanılan uyuşturucular sebebiyle; AİDS, Frengi, Verem, Kanser gibi ölümcül hastalığa sebep olmaktadır. Bize göre bütün bunlardan daha vahim zarar ise gelecek nesiller genetik yolla zeka konusu başta olmak üzere pek çok konuda özürlü hale getirilmesidir. Yapılan çalışmalar uyuşturucu bağımlılığının kalıtım yoluyla ebeveynden çocuğa geçtiğini göstermektedir.

 

12.        Çözüm Önerilerimiz

Uyuşturucu ile mücadele sadece Devletin, Amatem’in, Yeşilay’ın görevi değildir. Hatta bir iki ülkenin değil, aksine dışta bütün ülkelerin içte ise okul, aile, medya, çevre, sivil ve resmi kuruluşların bir konsensüs dahilinde yürütmesi gereken çok ince ve zor çalışmalar gerektiren bir çalışmadır.

 

Uyuşturucu bağımlılarının tedavisi çok zor bir uğraştır. Her şeyden önce bağımlının tedaviyi kendisinin istemelidir. Zorla tedavi kesinlikle başarılı olmaz. Başta Amatem vb. kuruluşlar olmak üzere hasta hanelerin psikiyatri klinikleri 1 aylık bir programla önce arındırma, sonra motivasyon, sonra terapi ile ruhsal tedavi yapılmakta ve ihtiyaca göre sosyal ve ruhsal tedavi programları uygulanmaktadır. Yinede başarı oranı maalesef düşüktür.

 

Bütün hastalıklarda olduğu gibi uyuşturucuda da en önemli çözüm koruyucu tedbirlerdir. Zira bu hem ucuz, hem de başarı yüzdesi çok yüksektir.

 

1.  Önce Aileleri eğitmeliyiz. Çocuk yetiştirmenin nasıl olması gerektiğini, genin hangi yaşlar da ne gibi tuzaklara düşebileceğini önce ailelere öğretmeliyiz.

 

2.  Aile çocuğunu bir hafiye gibi sürekli takip edecek, ona sevgi ile arkadaşça yaklaşmalı, onun sorunlarını birlikte çözmek için birlikte hareket edilmelidir.

 

3.  Aileler çocuklarının arkadaşlarını, gittikleri ortamları, cafe, bar,discotek,birahane çay partisi gibi, mekânlara dikkat etmeli, gerekirse müdahale etmelidir.

 

4.  Okul – Aile – Polis işbirliği halinde çalışarak genel muhtemel uyuşturucu kullanma riskini en aza indirebilir.

 

5.  Özellikle saat 15-18 arası aileler çocuklarını sıkı takibe almalıdır.

 

6.  Sık sık kolların kontrol edilmesi gerekmektedir.

 

7.  Aileye ve çocuğa yeterli bir din eğitimi verilmelidir.

 

8.  Medyada sürekli aleyhte yayınlar yapılmalıdır.

 

9.  Uyuşturucu konulu toplantı ve panellerde genci özendirecek yanlış konuşmalar yapılmamalıdır. Yapılan bir araştırmada uyuşturucu bağımlısı gençlerin önemli bir bölümünün bu tür konuşmalardan etkilenerek  deneyerek başladıkları gerçeği ortaya çıkmıştır.

 

10.  Milli Eğitim Bakanlığımız manevi eğitime önem vermeli, aynı zaman da Derslerde ve Eğitsel kollarda uyuşturucu ile mücadele konulu panel, konferans, yarışma vb. etkinlikler yapılmalıdır.

 

11.  Diyanet İşleri Başkanlığı bir yaygın eğitim programı ile okullarda ve çeşitli salonlar da aydınlatıcı konferans ve diğer toplu çalışmalar ile insanlara dini bilgilerle yardımcı olmalıdır.

 

12.  Mahalli idarelerimiz uyuşturucu ile mücadele konusunda özellikle ilgili birimlere yer tahsis etme ve çeşitli maddi ve manevi destek vermelidir.

 

13.  Başta Yeşilay olmak üzere Amatem, gibi kuruluşlara gençlerle ilgilenen MGV gibi sivil toplum örgütleri birbiri ile koordineli olarak yıllık eylem planı yapıp icraata koymalıdırlar.

 

14.  Bütün özel ve resmi hasta hanelere uyuşturucu ile mücadele kurma mecburiyeti getirmeli, ve tıpkı verem gibi tedavi ücretsiz yapılmalıdır.

 

15.  Kimse benim oğlum uyuşturucu kullanmaz demesin. Buy herkese açık büyük bir tehlikedir.

 

16.  Başta Anayasanın 58. Maddesinin gereğinin yerine getirilmesi olması üzere uyuşturucu ile mücadele konusunda mevzuat yeterli hale getirilmeli, uyuşturucu suçları organize suçlar kapsamında, düşünülmeli cezai müeyyide artırılmalıdır.

 

17.  Gençlerimizde arkadaş seçimine dikkat etmeli, kendilerini bu tür bataklıklara sürükleyenlerle en kısa zamanda irtibatı kesmelidir.

 

18.  Tedavi özendirilmeli, tedavide başarılı olanlar ödüllendirilmeli, diğerlerinin tedavi edilmesinde bu örnekler kullanılmalıdır.

 

19.  İçine uyuşturucu katılma riski olan yiyecek ve içecekler asla kullanılmamalıdır.

 

20.  Millet olarak Medyamızla, Okulumuzla, Sivil Toplum Örgütümüzle, Devletimizle, Ailemizle kısaca bütün dinamiklerimizle bir seferberlik mantığıyla top yekün mücadeleye girmeliyiz.

 

 Netice olarak; başarılı olabilir miyiz? Elbette başarılı olacağız. Ve bu başarımızla önce milletimiz, sonra devletimiz, sonra geleceğimiz kurtulacak.

 

Pırıl pırıl bir gençlik, Umutlu ufuklar temennisiyle...

 

GRAFİKLER

 

1. 

 

DÜNYADA UYUŞTURUCUNUN GENEL DURUMU

 

ILO (Uluslar arası Çalışma Örgütü)nün 1998’de yayımladığı rapora göre 6 milyar dünya nüfusunun 190 milyonu (yaklaşık %3) uyuşturucu  bağımlısı.

 

BM’nin son verilerine göre ise bugün dünyanın 200 milyonu uyuşturucu bağımlısıdır. Dünyanın her yıl 3.3 ile 4.1’i uyuşturucuya bağımlı hale gelmektedir. Bunların ;

 

2.    DÜNYA UYUŞTURUCU RAPORUNA GÖRE

 

Dünya nüfusunun %4.5’i (yaklaşık 250 milyon) uyuşturucu kullanmakta.

 

Bunların;

 

3.    GENÇLER UYUŞTURUCUYA NASIL BAŞLIYOR?

 

-Uyuşturucu kullanan1000 genç üzerinde yapılan araştırma sonucu-

 

AMATEM’İN YAAPTĞI SON ARAŞTIRMAYA GÖRE GENÇLERİMİZİN SİGARA İÇME ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU 15 İLİMİZ VE ORANLARI.

 

1999 YILINDA YAPILAN BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE YILLIK KİŞİ BAŞINA TÜKETİLEN ALKOL MİKTARI.

 

YILLARA GÖRE İÇKİ TÜKETİMİMİZ

 

ANNELERİ İÇKİ BAĞIMLISI 100 ÇOCUK ÜZERİNDE YAPILAN BİR ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI

 

ALKOLÜN SEBEP OLDUGU BAZI VAKI

 

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNÜN YAYIMLADIĞI RAPORA GÖRE ALKOLÜN NEDEN OLDUĞU SOSYAL VAKIALAR

 

SOKAK ÇOCUKLARININ;

 

A-         SOSYAL DURUMU

 

B-         EKONOMİK DURUM

 

C-         SOKAK ÇOCUKLARININ EĞİTİM DURUMU

 

Hazırlayan :Mehmet KOCATEPE Ankara 2000

 

 
  Bugün 39 ziyaretçi (48 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=